Her gün, yeni bir gün…

Günler çabuk gelip geçiyor.

Göz açıp kapayıncaya kadar bir gün doluyor.

Ve her gün, yeni bir güne başlıyoruz.

Dünden bugüne kalan umutlar, bugünden yarına kalan heyecanlar yaşanıyor.

Bir yudum suya benzer oldu, günler.

**

Sabah güneş doğuyor.

Kimi gün kara bulutlar gökyüzünü göstermiyor. Kimi zaman gün ışığı sarıyor yeryüzünü… Kimi gün kasvetli bir zaman dilimi yaşıyoruz…

Ve bir bakıyoruz ki, akşam olmuş.

Gecenin ilk karanlığı ile birlikte bugünden yarına kalanlar var.

Dünyada neler olup bitiyor, hiç düşünebiliyor muyuz?

Ülkemizde yaşananlarla ne kadar ilgilenebiliyoruz.

 Ve öyle bir gün geliyor ki; ‘yıllar önce’ ifadesini kullanabilme şansına sahip oluyoruz.

‘Yıllar önce’ ile başlayan cümlelerimizin ezikliği altında kalıyoruz.

Neler yapacaktık oysa… Ama hiçbir şey yapamadığımızın da farkında oluyoruz o gün.

Daha dün gibi gözlerimizin önündedir, yıllar öncesi…

Çocukluğumuz, okul yıllarımız, gençliğimiz, askerliğimiz, evliliğimiz…

Bir bakıyoruz ki, yaş kemale ermiştir.

Geride yaşayamadığımız çocukluğumuz kalıyor, tadına varamadığımız bir de gençliğimiz.

Ama geri dönüşü olmuyor, ‘eyvah’ fikri beyinlerde kalıyor.

**

Her günü bir sonraki güne ‘ve’ bağlacı ile bağlamak gerekir.

Gün yaşanıp geride kalsa da, kimi zaman doyasıya ‘yaşanmadığının’ farkında oluyoruz.

İçinde bulunduğumuz güne taşınan umutların, günler bir birini geride bıraktıkça umutsuzluğa dönüştüğünün idrakini bile yapamıyoruz.

**

Dün Ferhat olacaktık, dün Mecnun olacaktık, dün Kerem olacaktık.

Ama ne Şirin’i, ne Leyla’yı ne de Aslı’ya rastlayabiliyoruz.

Gün içinde öğütülen bir ömür akıp gidiyor. Aşklar yaşanmıyor, çoğu kez sol yanımızda acısı kalıyor.

Badem çağlasının yeni mahsulüne rastladığımızda, asmadaki koruğu görünce fark ediyoruz ciğerin murdar olduğunu…

Uzanıp ta tutamadığımız ellerde kanın çekildiğini ve artık tenin kemiğe yapışmakta olduğunu fark ediyoruz da, günlerin hesabını yapmanın fırsatı bile olmuyor.

“Yaaa” demekten de kendimizi alamıyoruz.

**

Geride bıraktığımız günlerde ne yağmurlar, ne tipiler yaşadık oysa…

Fırtınanın sağdan sola savurduğunu idrak ediyoruz.

Ellerimizin arasına aldığımız başımızda, gözlerimizi toprağa dikiyoruz.

İşte o günlerden biri de gelip geçiyor.

‘Dün dündür, bugün de bugündür’ felsefesini unutuyoruz. Oysa bugünün kıymetini bilsek, yarınlara umutlarımızı taşısak ne güzel olur.

Bakın çiçekler bürüyor ağaçları tek tek.

Meyve veren ağaçların çiçekleri açılıyor, baharla birlikte…

Dağlar, ovalar yeşeriyor yeniden…

Üstünden sonbahar, kış geçti..

Zaman tükeniyor.

Vakit geç olmadan ‘gün’ü yaşamak gerekiyor.

Acı ya da tatlı…

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.