İSTANBUL (AA)

Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Kıdemli Araştırmacısı Doç. Dr. Murat Aslan, ABD’nin İran’a yönelik olası bir kara operasyonunun gerçekçiliğini ve muhtemel maliyetlerini AA Analiz için kaleme aldı.

***

ABD Başkanı Donald Trump, aynı anda hem savaşın devamına hem de diplomasi yoluyla savaşın sonlandırılmasına yönelik söylemlerde bulunmaktadır. Trump'ın hem söylemleri hem de eylemlerinde çelişkiler devam ederken, savaşın hangi istikamete evrileceği önemli bir merak konusu olmuştur. Nitekim Trump’ın İran ile görüştüklerine dair açıklamaları sonrasında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu İran’a yönelik saldırıların devam edeceğini açıklarken, ABD Merkez Kuvvetleri Komutanlığı (CENTCOM) İran’a yapılan saldırıların yoğun bir şekilde sürdürüldüğünü duyurmuştur.

Analiz-13

Enerji fiyatları ve küresel enflasyon beklentileri gerçekleşmeye başlamış, savaşın maliyetinin büyümesine yönelik kaygılar da artmıştır. Körfez ülkeleri hala savaşın şokunu yaşarken, savaş kara harekatıyla "geri dönülmez" bir yeni evreye yönelebilir. Amerikan askerinin İran topraklarına değmesiyle birlikte savaşın durdurulmasına yönelik diplomatik çabalar imkansız hale gelecektir. Diğer bir ifadeyle savaşın çehresi hava ve hava savunma angajmanlarıyla roket/füze atışlarından öteye taşınabilecektir. Bu nedenle savaşın askeri ve stratejik risklerini öncelikle incelemek gerekmektedir.

ABD’nin İran’a olası bir kara operasyonu ne tür askeri ve stratejik riskler barındırıyor?

Kara operasyonlarının doğasına, binlerce yıllık birikime dayanan prensipler şekil vermektedir. Bu çerçevede bir kara harekatının öncelikle net bir siyasi amaca hizmet etmesi ve somut bir hedefe odaklanması gerekmektedir. Ancak İran’a yönelik ABD/İsrail müdahalesinin siyasi amacı hala anlaşılabilmiş değildir. Halk ayaklanması yoluyla rejim değişikliği konuşulurken, nükleer ve silahlanma programlarının hedef alınması gibi farklı amaçlar da seslendirilmiştir. Amacın net beyan edilememesi askeri planları sekteye uğratmış, maksada uygun olmayan ve baskın etkisini yok eden bir askeri durum ortaya çıkmıştır.

Ayrıca, kara harekatının az sayıda birlikle icra edilmesi kuvvet yoğunluğu ve dengenin tesis edilemeyeceğine işaret etmektedir. Bu nokta esas "risk-kuvvet" orantısızlığıyla ilgilidir. Birkaç tümenle başlatılacak bir kara müdahalesi zayiat vermenin ötesine geçemeyecektir. Diğer bir ifadeyle İran, askeri bağlamda misilleme yaparken enerji ve Hürmüz kozlarıyla misliyle mukabele şansı elde etmektedir.

Hürmüz Boğazı’nı ve bu bölgedeki adaları kontrol altında tutmak, İran’ı kendi enerji tesislerini vurma pahasına Amerikan askerlerini vurmaya zorlayacaktır. Roket ve füzelerle topçu menzilinde olacak bu adaların tutulması hava şemsiyesiyle korunurken, İran’ın dolanan mühimmatlarını ve roketlerini engellemede ne kadar başarılı olabileceği belirsizdir. Eğer kara harekatı İranlı Kürtlerle bir alanın ele geçirilmesi şeklinde İran'ın batısına yönelik planlanırsa, yoğun hava şemsiyesine rağmen kara çatışmalarının yoğunlaşmasına neden olabilecektir. Bir arazi parçasını ele geçirmeye odaklanan böyle bir kara harekatının sürdürülebilirliği mümkün değildir.

Bu çerçevede muhtemel kara harekatının asker zayiatı geri dönülemez bir çatışma ortamına yol açabileceği gibi İran’ın Körfez’de enerji akışını tamamen durdurması ve ekonomik sonuçlara yönelik "görüntüde" çözümlerin aranmasına yönelik senaryoları güçlendirecektir.

Olası bir kara operasyonunun ABD açısından askeri, siyasi ve ekonomik maliyetleri nelerdir?

ABD-İsrail ve İran Savaşı
ABD-İsrail ve İran Savaşı
İçeriği Görüntüle

ABD’nin asker zayiatı, savaşı "geri dönülemeyecek" bir safhaya sürükleyen en önemli maliyettir. Trump’ın zaten tartışmalı olan Amerikan kamuoyu desteğini tamamen kaybetmesine yol açabilecek bu durum "İsrail için feda edilen Amerikan askerleri" argümanını güçlendirecektir. Bu nedenle asker kaybı boyutunun telafisi siyasi radikalleşmeye ve savaşı uzatmaya neden olabilecektir. Savaşın uzaması ise ekonomik maliyeti derinleştirebilir.

Kongre'den talep edilen 200 milyar dolarlık bütçe yanında 2027 için planlanan 1,5 trilyon dolarlık bütçenin getireceği yük ağır bir bedeldir. Yıllık 1,2 trilyon dolar ticaret açığı veren ve 38 trilyon dolar borç stoku olan ABD, daha fazla açık vermeye başlayacaktır. Bu bağlamda Çin ile rekabete öncelik veren Trump, yıpratma harbine dönüşen çatışmalarla ekonomik büyüme yerine dönüşü ve dönütü olmayan askeri harcamalarıyla ABD vatandaşının vergi yükünü yanlış istikamete yöneltebilir. Beka mücadelesinde kendini savunma argümanı İran’ın ekonomik yokluğunu meşrulaştırırken, Amerikan toplumu Trump yönetimini hem İsrail’e yapılan yardımlar hem de İran savaşının maliyeti bağlamında sorgulayacaktır.

Askeri ve ekonomik maliyetlerin artması ve Amerikan kamuoyunun Vietnam Savaşı’na benzer tepkileri siyasi maliyeti de derinleştirebilir. İsrail karşıtlığı ile beslenecek iç siyasi tepki muhtemelen AIPAC destekli Demokrat-Cumhuriyetçi tekeline meydan okuyacaktır. Kısacası İran'ın batısında veya Hürmüz hattında bir kara operasyonu, ABD için askeri, ekonomik veya siyasi açıdan sürdürülebilir değildir.

ABD’nin kara operasyonu ihtimali bölgesel dengeleri nasıl etkileyebilir?

Körfez ülkelerinin İran’a karşı kızgınlığı ile ABD’ye tepkisi eşitlenmiş bir düzeye erişmiştir. Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) de 1,27 trilyon dolarlık ekonomisiyle Suudi Arabistan’ın Türkiye, Pakistan ve diğer Körfez ülkeleri ile yeni bir güvenlik ve savunma mimarisi teşkil etmesi beklenmelidir. Körfez’in Amerikan güvenlik garantilerine ihale edilmiş devlet ve rejim güvenlikleri, Amerikan üslerinin bu ülkeleri korumak yerine boşaltılmasıyla sarsılmıştır.

Kara harekatı ihtimalinin "kötü durum senaryosu" olduğu dikkate alınırsa, küresel enerji ve ekonomi fiyatlamalarının yaratacağı enflasyon öngörülmez hale gelebilir. Diğer bir ifadeyle, petrokimya ile beslenen gayri safi milli hasılalar (bir yılda üretilen tüm mal ve hizmetler) daralacak, kambiyo istikrarsızlığı ile dış borçların ödenmesi zorlaşabilecek, borsalardaki değer kayıplarıysa finansal bir çöküşü haber verecektir. Rezervleri zayıf olan gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler bu senaryodan öncelikle etkilenirken, küresel enflasyon ABD için de dayanılmaz hale gelecektir. Hizmet satıp yüzde 65 oranında mal ithal eden Amerikan vatandaşı artan fiyatları ilk hisseden toplum olacaktır. O halde, muhtemel bir kara harekatının kısa sürede bitirilemeyeceği de dikkate alınırsa, enerji ve ekonominin çarpan etkisi vatandaşın ve devletlerin bütçesini sarsacaktır.

Çözüm diplomasiyle olmalı

ABD ve tüm dünya için beş günlük bir "ara" vermeden ziyade çatışma ortamını diplomasiyle sonlandırma ve meseleleri konuşarak çözme seçeneği daha mantıklıdır. İsrail’in güvenlik saplantısına feda edilemeyecek kadar değerli olan "barış ve uzlaşı" cesaret ve sağduyuyla gündeme alınmalıdır. Çünkü maliyet ABD, İsrail, İran veya diğer bir devletin başa çıkamayacağı kadar büyüktür. Tarih savaşarak kurgulanan düzenin geçici, konuşarak kurulan barışın kalıcı olduğunu kanıtlamıştır. Bu nedenle kara harekatı ile İran’a siyasi irade dikte etmek yerine uzlaşarak süreci yönetmek herkesin yararınadır.

[DOÇ. DR. MURAT ASLAN, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Kıdemli Araştırmacısıdır.]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.