Gündem

Akreditasyon Yetkisi Olmayanlara Açık Söz

Akreditasyon Yetkisi Olmayanlara Açık Söz: Bu Çifte Standarttır... Akreditasyon yetkisi olmayan yedi cemiyete sözümüzdür: İşinize gelince sessiz, gelmeyince yüksek sesli olmayın sakın. Önce kendi içinizde düşünün, sonra herkesi rahat bırakın.

OSMAN TUĞRUL TUĞ

Akreditasyon yetkisi olmayan yedi cemiyete sözümüzdür: İşinize gelince sessiz, gelmeyince yüksek sesli olmayın sakın. Önce kendi içinizde düşünün, sonra herkesi rahat bırakın.

Aynı anda birden fazla şapkayla dolaşanların, bu mesleğin ahkâmını kesmeye kalkması artık görmezden gelinecek bir mesele olmaktan çıktı. Hem emekli olup bir gazetede çalışanlar var, hem kendi haber sitesini işletenler. Bir yandan düğünlerde kamera taşıyıp, nikâh öncesi dış çekim yapan; diğer yandan haber sitesi üzerinden “basın mensubu” kimliğiyle sahaya çıkanlar var. Bir kurumda maaşlı çalışırken aynı zamanda haber sitesi kuranlar da mevcut. Reklam ajansı sahibi olup yanına bir de haber portalı ekleyenler zaten herkesin bildiği bir tablo.

Önce şunu netleştirmek gerekiyor: Hukuki açıdan bakıldığında, bu durumların tamamı yasalar çerçevesinde mümkündür. Türkiye’de basın mevzuatı, gazeteciliği belirli bir zümrenin tekelinde olan kapalı bir alan olarak tanımlamaz. 5187 sayılı Basın Kanunu’nun ruhu da bunu açıkça ortaya koyar. Basın Kanunu’nda gazeteci olabilmek için özel bir diploma, belli bir kuruma bağlılık ya da yalnızca bu işten geçinme şartı aranmaz. Aksine, basın özgürlüğü; haber alma, yayma ve basılı veya dijital yayın çıkarma hakkını esas alır. Kanunun temel yaklaşımı şudur: Yasal şartları yerine getiren herkes süreli yayın çıkarabilir ve gazetecilik faaliyeti yürütebilir. Bu yönüyle “herkes gazeteci olabilir” ifadesi hukuki bir temele dayanmaktadır.

Ancak hukuken mümkün olan her şeyin, ahlaken ve mesleki etik açısından doğru olduğu söylenemez. Sorun da tam olarak burada başlamaktadır. Birden fazla gelir kapısı olan, gazeteciliği asli geçim kaynağı olarak görmeyen kişiler; yalnızca bu meslekten geçinen, vergisini sadece gazetecilikten kazandığı parayla ödeyen insanlarla aynı masaya oturduğunda, denge bozulmaktadır. Daha da kötüsü, bu şartlarda çalışanların maddi beklenti çıtasını yükseltmesi, geçimini sadece gazetecilikten sağlayanların emeğini doğrudan değersizleştirmektedir.

Gazetecilikten başka bir geliri olmayan birinin aldığı ücretle, emekli maaşı, kurum maaşı, reklam geliri ya da çekim işi kazancı bulunan birinin beklentisi aynı olamaz. Eğer aynı oluyorsa, ortada açık bir vicdansızlık vardır. Gazeteciliği yan iş hâline getirip, bu meslekten başka geliri olmayanların rızkına ortak olmak, ne meslek ahlakıyla ne de insanlıkla bağdaşır. Böyle bir anlayış varsa, o kişilerin bu işi sürdürmemesi gerekir.

Bir diğer sorun ise çifte standarttır. İş kendi menfaatlerine geldiğinde her şey normal kabul edilirken, başkaları aynı yolu izlediğinde sesler yükselmekte, tehditkâr bir dil kullanılmaktadır. “Akreditasyon” gibi kavramlar da bu noktada araçsallaştırılmaktadır. Oysa akreditasyon, keyfi bir dışlama mekanizması değildir; kamusal düzeni sağlamak için istisnai durumlarda uygulanabilecek teknik bir süreçtir. Bunu bahane ederek insanların ekmeğine göz dikmek, mesleki yetki değil, açıkça güç gösterisidir.

Şahsi duruşum nettir. Yan işlerini bırakıp sadece gazetecilik yapan, yalnızca bu meslekten kazandığıyla ayakta duran onlarca insan gibi konuşuyorum. Kimseye “para kazanmayın” demiyoruz. Ancak birden fazla gelir kaynağına sahip olanların, bu mesleği tek başına sırtlayan insanların hakkına girmemesi gerekir. Önce herkes kendine dönüp bakmalıdır. Elini vicdanına koyması beklenir; ama koymayacak olanların da en azından cadı avına çıkmaması gerekir.

Gazetecilik kimsenin tapulu malı değildir. Ama bu meslek, ancak adalet, vicdan ve emeğe saygı ile ayakta kalır. Bunlar yoksa geriye sadece gürültü kalır.

Bu tartışmada asıl altı çizilmesi gereken nokta nettir ve dolandırılmadan söylenmelidir: Ortada açık bir çifte standart vardır. Birinin reklam ajansı vardır; aktif şekilde ticari iş yapar, aynı zamanda haber sitesi işletir ve bu site üzerinden reklam alır. Bir başkası hem emeklidir, hem başka bir gazetede maaşlı olarak çalışır, hem de kendi haber sitesi üzerinden gelir elde eder. Bir diğeri yardım organizasyonları, danışmanlık faaliyetleri ya da farklı isimler altında ek işler yürütürken gazetecilik kimliğiyle sahada yer almaya devam eder.

Bu tabloya bugüne kadar kimsenin ciddi bir itirazı yoksa, hatta bu durumlar “normal” kabul edildiyse; dışarıdan bir başka kişinin, ek işleri olsa bile bu mesleği icra etmesine karşı çıkmak açık bir çifte standarttır. Aynı fiil, aynı şartlar altında yapıldığında birine serbest, diğerine yasak oluyorsa burada hukuktan değil, kişisel hesaplardan söz edilir.

Tekrar altını çizmek gerekir: Basın mevzuatı açısından bakıldığında, bir kişinin reklam ajansı sahibi olması, emekli olması, bir kurumda çalışması ya da danışmanlık yapması; yasal şartları yerine getirdiği sürece gazetecilik yapmasına engel değildir. 5187 sayılı Basın Kanunu’nun temel yaklaşımı, basın faaliyetini kişi ya da zümreye göre ayırmak değil, yayın özgürlüğünü esas almaktır. Kanun, “şu meslekten olan gazeteci olur, bu gelir kaynağı olan olamaz” gibi bir ayrım yapmaz. Yani hukuken mesele açıktır.

Sorun hukuki değil, ahlaki ve mesleki tutarlılık sorunudur. Eğer birileri reklam ajansı işletirken, emekli maaşı alırken, başka bir gazeteden ücret kazanırken, danışmanlık ve organizasyon işleri yaparken gazetecilik faaliyetini sürdürüyorsa ve buna sessiz kalınıyorsa; aynı şartlara sahip başka birinin hedefe konulması kabul edilemez. Bu, meslek savunusu değil, seçici bir linçtir.

Daha da vahimi, bu kişilerin gazeteciliği tek geçim kaynağı olmayan hâlleriyle, yalnızca bu meslekten kazanan insanlardan daha yüksek maddi beklentiler içine girmesidir. Asıl haksızlık burada başlar. Çünkü yan gelirleri olanlarla, sadece gazetecilikten geçinenlerin aynı kefeye konması bile başlı başına adaletsizken; bir de üstüne baskı, dışlama ve akreditasyon tehditleri eklenmesi, bu işi cadı avına dönüştürür.

Eğer bir meslekte ilke savunulacaksa, bu ilkeler herkes için geçerli olmalıdır. “Biz yapınca normal, başkası yapınca sorun” anlayışı, ne meslek ahlakına ne de vicdana sığar. Kimseye ayrıcalık tanınmıyorsa, kimseye de yasak icat edilmemelidir. Aksi hâlde yapılan şey gazetecilik değil, güç kullanımıdır.

Son söz nettir: Ek işi olanlara karşı değilseniz, bu işi dışarıdan yapanlara da karşı olamazsınız. Karşıysanız, o zaman herkes için karşı olun. Bunun dışında kalan her tutum, adı ne konulursa konulsun, düpedüz çifte standarttır.

https://serbestmuhabir.com/akreditasyon-yetkisi-olmayanlara-acik-soz-bu-cifte-standarttir/