Bekir Doğan – Kahramanmaraş Gazetesi Sahibi
Türkiye’de basının hikâyesi aslında bu toprakların fikir ve mücadele tarihidir.
İlk resmi Türk gazetesi, Sultan II. Mahmud’un emriyle 1 Kasım 1831’de yayımlanmaya başlayan Takvim-i Vekayi idi. Devletin halka seslendiği bu gazete, Osmanlı’da Türkçe basının ilk adımı olarak tarihe geçti.
Ardından sahneye Ceride-i Havâdis çıktı. Bir İngiliz olan William Churchill tarafından yayımlanan bu gazete özellikle dış haberlere ağırlık vermesiyle dikkat çekti. Dünyanın farklı noktalarında muhabirleri bulunan Ceride-i Havâdis, Kırım Savaşı sırasında satışlarını artırarak dönemin en etkili yayınlarından biri haline geldi. Ekler yayımlandı, özel sayılar çıkarıldı ve gazete haftalıktan daha sık yayımlanan bir yapıya dönüştü.
1861’den itibaren Osmanlı basınında yeni bir dönem başladı. Şinasi ve Agâh Efendi’nin çıkardığı Tercüman-ı Ahvâl, devlet dışında yayımlanan ilk Türk gazetesi olarak tarihe geçti.
Ardından basın dünyasında ardı ardına yeni gazeteler doğdu:
Tasvir-i Efkâr, Muhbir, Basiret, İbret…
Şinasi’nin çıkardığı Tasvir-i Efkâr, yalnızca bir gazete değil aynı zamanda bir fikir mektebiydi. Şinasi Fransa’ya gidince gazeteyi Namık Kemal devraldı. Namık Kemal’in Paris’e gitmek zorunda kalmasının ardından ise gazeteyi Recaizâde Mahmut Ekrem çıkardı.
Basın artık sadece haber veren değil, aynı zamanda fikir üreten bir güç hâline gelmişti.
1850’lerden 1923’e kadar Osmanlı topraklarının birçok şehrinde İslam harfleriyle Türkçe gazeteler yayımlandı. Bugünkü Türkiye sınırları içinde kalan pek çok şehirde yerel gazeteler çıkıyordu.
Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte basın yeni bir döneme girdi. Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet, Son Havadis, Türkiye, Hürses ve Ulus gibi ulusal gazeteler yayımlanırken Anadolu’nun hemen her şehrinde yerel gazeteler hayat buldu.
Özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu basını büyük bir sorumluluk üstlendi.
Radyo yoktu.
Televizyon yoktu.
İnternet ve sosyal medya hiç yoktu.
Ama Anadolu gazeteleri vardı.
Halkı bilgilendiren, direnişi büyüten ve milleti ortak bir hedef etrafında toplayan güçlü bir basın vardı.
İşin ilginç tarafı ise şu:
1900’lü yılların başında okuma yazma oranı bugünkü kadar yüksek değildi ama gazete okuma alışkanlığı çok daha güçlüydü.
1928’de Harf Devrimi ile Latin alfabesine geçildi. Anadolu basını kısa sürede yeni harflere uyum sağladı. Ancak okuma yazma oranının düşük olması nedeniyle bir süre gazete satışlarında düşüş yaşandı.
Buna rağmen 1950’lerden 2010’lara kadar Türk basını ve Anadolu basını adeta altın çağını yaşadı.
Gazete tirajları 1,5 milyonlara ulaştı.
Türkiye genelinde dağılan ulusal gazete sayısı 45’i buldu.
Her ilde en az 3 gazete yayımlanırken büyükşehirlerde bu sayı 20–25’e kadar çıktı.
Gazeteler sadece haber kaynağı değil, aynı zamanda toplumun rehberi oldu.
Ancak son on yılda tablo hızla değişti.
İnternet haber siteleri, televizyonlar, radyolar ve özellikle kontrolsüz sosyal medya ortamı basılı gazeteleri ciddi şekilde etkiledi. Türkiye’de gazeteler birer birer kapanmaya başladı.
Bir örnek vermek gerekirse;
Kahramanmaraş’ta merkezde bir dönem 12 günlük gazete yayımlanırken bugün bu sayı ikiye kadar düşmüş durumda.
Ulusal basında da durum farklı değil. Basılı gazeteler her geçen gün azalıyor.
Daha acı olan ise şu:
Bugün Türkiye’de gazete okuma oranı, dünyanın en geri kalmış ülkelerinin bile gerisinde.
Gazete çıkarsanız bile eli kalem tutan gazeteci bulmak zorlaşıyor.
Peki suç kimin?
Bugün içinde “gazeteci”, “basın”, “medya”, “internet gazetecileri” geçen 1500’ün üzerinde dernek bulunuyor ve her gün yenileri kuruluyor.
Ancak bu dağınık yapı basını güçlendirmek yerine zayıflatıyor.
Eğer böyle devam ederse Türk basını bir süre sonra tarih kitaplarının sayfaları arasında kaybolacak.
Oysa basın yok olursa toplumun doğru bilgiye ulaşması da zorlaşacaktır.
Avukatların barosu var.
Eczacıların odası var.
Mimarların ve mühendislerin meslek odaları var.
Ama gazetecilerin güçlü ve tek bir meslek odası yok.
Artık Basın Odası kurulmasının zamanı gelmiştir.
Her ilde 8–10 dernek yerine tek çatı altında güçlü bir meslek örgütü oluşturulmalıdır. Basın mensupları bu konuyu daha güçlü şekilde gündeme getirmelidir.
Bugün üniversitelerin Basın Yayın bölümlerinden mezun olan gençler gazetecilik yapmuyor. Çünkü bu meslekte ekmek yok.
Aksi takdirde bugünden söyleyelim:
10 yıl sonra Türkiye’de gerçek anlamda gazeteci bulmak zorlaşacaktır.
Devletin de siyasetin de basına sahip çıkması gerekir.
Ve artık “Basın Odası” kurulmalıdır.
Çünkü basın sadece bir meslek değildir.
Basın, toplumun hafızasıdır.
Basın, milletin gören gözü ve duyan kulağıdır.
Basın zayıflarsa, ışığı sönerse toplum karanlıkta kalır.
Bu meselede sadece siyasetçiler değil, gazeteciler de kendi mesleklerine sahip çıkmalıdır.