AKİF ARSLAN yazıyor
6 Şubat’ın üzerinden iki yıl geçti, üçüncü yıla yaklaşıyor.
Takvim yaprakları ilerledi ama Kahramanmaraş’ta zaman hâlâ enkazın altında.
Şehirde dolaşırken bunu hemen hissediyorsunuz.
Yollar hâlâ çukur.
Kaldırımlar yamalı.
Hastaneler yetersiz.
Okullar güvensiz.
Konteynerler ise artık “geçici” değil, kalıcı bir hayata dönüşmüş durumda.
Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Bu kadar zaman geçmesine rağmen bir şehir neden hâlâ ayağa kalkamaz?
Geçtiğimiz günlerde CHP Genel Merkezi’nin görevlendirdiği heyet Kahramanmaraş’taydı. Esnafla, işçiyle, öğrencilerle, depremzedelerle konuştular. Ortaya çıkan tablo öyle “büyük projeler”, “bitmek üzere olan konutlar” anlatısına pek benzemiyor.
Daha çok şuna benziyor: Unutulmuş bir şehir.
Yollar bile yapılamıyorsa…
Bir kentin halini anlamak için uzun raporlara gerek yok. Arabayla iki sokak gezmeniz yeterli.
Hangi caddeye girseniz çukur. Hangi sokağa sapılsanız toz, çamur, moloz.
İnsanlar evlerine giderken bile eziyet çekiyor.
Sormazlar mı adama: Koca devlet, koca bakanlıklar, devasa ihaleler… Ama iki kamyon asfalt mı bulunamıyor?
Bazen mesele para değildir. Mesele öncelik ve beceridir.
Kahramanmaraşlıların hissettiği tam olarak bu: “Biz öncelik değiliz.”
“Konteynerde geçen üç yıl”
Depremden sonra “geçici çözüm” denilen konteynerler var ya…
Artık kimse onlara geçici demiyor.
Üç yıl.
Bir insanın hayatından üç yıl.
Altı kişi, sekiz kişi, küçücük bir kutunun içinde yaşamaya çalışıyor.
Mahremiyet yok.
Sağlık yok.
Psikoloji yok.
Özellikle kadınlar ve çocuklar için bu koşullar açıkça insanlık dışı.
Barınma, bir lütuf değil, en temel haktır. Ama Kahramanmaraş’ta hâlâ insanlar “idare edin” denilerek yaşamaya zorlanıyor.
“İşçi çalışıyor, maaş yok”
Şehrin yeniden inşasında binlerce işçi çalışıyor.
Ama iddialar vahim: Maaşını alamayan işçiler, yatırılmayan sigortalar…
Devlet müteahhide parasını ödüyor, ama işçinin alın teri ödenmiyor.
Bunun adı gecikme falan değil. Bunun adı düpedüz emek sömürüsü.
Deprem konutlarını yaparken bile işçinin hakkını yiyen bir düzen varsa, orada ne adaletten ne vicdandan söz edilebilir.
“Gençlere reva görülen ‘yurt’ değil, koğuş”
Bir de öğrenciler var… Sözde yurtlar. Dört kişilik odalarda altı, bazen sekiz kişi.
Çalışma masası yok. Nefes alacak alan yok. Sosyal alan yok.
Ama yetkililer çıkıp “Barınma sorununu çözdük” diyebiliyor.
Gençleri üst üste istiflemek çözüm değildir. Bu, sadece rakam makyajıdır.
Üniversite öğrencisi sadece yatmaya gelmez.Okur, düşünür, üretir.
Buna uygun ortam sunamıyorsanız, geleceği de inşa edemezsiniz.
Mesele siyaset değil, vicdan
Bu tabloyu anlatmak siyaset yapmak değil. Bu, insanlık meselesi.
Deprem sadece binaları yıkmadı. Güveni de yıktı.
İnsanlar artık şunu söylüyor: “Yalnız bırakıldık.”
Oysa bir kenti ayağa kaldırmak sadece beton dökmekle olmaz. Adaletle olur. Planla olur. Vicdanla olur.
Kahramanmaraş yardım değil, hakkını istiyor.
Çünkü bu şehir gerçekten de bu beceriksizliği hak etmiyor.