İdeolojiler Eriyorken: Ekonominin Gölgesinde Siyaset
GÖKHAN ÜNLÜ
2025 ve 2026 yılları…
Enflasyonun cüzdanlarımızda bıraktığı yangın hâlâ sönmüş değil. Market raflarında her hafta değişen etiketler, kiralardaki artış, işletmelerde daralan nakit akışı…
Esnafın sabah kepenk açarken yaptığı ilk hesap artık “Bugün ne kadar kazanırım?” değil; “Bugünü nasıl çıkarırım?” sorusu.
Ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Enflasyon, istatistik tablolarında bir oran olabilir; fakat sokakta bir babanın çocuğuna “Bu ay biraz idare edeceğiz” demesidir. Bir gencin hayallerini ertelemesidir. Bir emeklinin pazar çantasını yarı yarıya doldurmasıdır.
İdeolojilerin Buharlaşması
Siyasi partiler tarih boyunca sağ, sol, muhafazakâr, liberal gibi kimliklerle var oldular. Sağ, geleneği ve piyasayı; sol, emeği ve sosyal adaleti; muhafazakârlık ise kültürel sürekliliği savundu. Ancak bugün geldiğimiz noktada bu kavramların içi giderek boşalıyor.
Seçim meydanlarında yüksek perdeden konuşulan idealler, iktidar ya da muhalefet pratiğinde yerini çoğu zaman “yönetilebilirlik” ve “kaynak paylaşımı” hesaplarına bırakıyor. Reel analiz; yani ülkenin üretim kapasitesi, cari dengesi, gelir dağılımı, yapısal reform ihtiyacı gibi temel meseleler; kısa vadeli siyasi kazançlar uğruna geri plana itiliyor.
Ekonomi politikası, uzun soluklu bir vizyon gerektirir. Fakat bizde sıkça gördüğümüz tablo şu:
Popüler kararlar,
Geçici rahatlatmalar,
Seçim odaklı paketler…
Oysa üretim artmadan refah artmaz. Hukuk güvenliği olmadan yatırım gelmez. Eğitim güçlenmeden verimlilik yükselmez.
Rant Düzeni ve Güven Erozyonu
Toplumun en büyük kaybı yalnızca alım gücünün düşmesi değildir; güven duygusunun zedelenmesidir. Eğer vatandaş, ekonomik kararların kamu yararı yerine belli çıkar gruplarına hizmet ettiğine inanırsa, sistemle arasına mesafe koyar.
Rant ekonomisi, kısa vadede bazı çevreleri zenginleştirebilir; fakat uzun vadede ülkenin üretim enerjisini çürütür. Kaynaklar verimli alanlara değil, ayrıcalıklı alanlara akar. Bu da gençlerin umudunu, girişimcinin cesaretini, emekçinin motivasyonunu törpüler.
Sağ mı Sol mu, Yoksa Adil mi?
Bugün esas soru “sağ mı, sol mu?” değildir. Esas soru şudur:
Üreten mi, tüketen mi bir model?
Adil mi, ayrıcalıklı mı bir düzen?
Şeffaf mı, kapalı mı bir yönetim anlayışı?
İdeolojiler toplumlara yön vermek için vardır; fakat ideoloji, ekonomik gerçekliği inkâr edemez. Eğer enflasyon kalıcı hale gelmişse, gelir dağılımı bozulmuşsa ve orta sınıf eriyorsa; hangi siyasi kimlik altında olursa olsun, aynı sorunla karşı karşıyayız demektir.
Çıkış Nerede?
Çıkış;
Gerçekçi ekonomik programlarda,
Şeffaf bütçe yönetiminde,
Üretim ve ihracat odaklı kalkınma stratejisinde,
Hukuk ve kurumların güçlendirilmesinde gizlidir.
Toplum artık slogan değil, sonuç görmek istiyor. Çünkü vatandaş için ideolojik tartışmaların anlamı, cebindeki para ve geleceğe dair güven duygusu kadar var.
2025–2026 bize şunu gösterdi:
Ekonomi, siyasetin üstünde bir gerçekliktir. Onu ertelemek, makyajlamak ya da başka tartışmaların gölgesine saklamak mümkün değildir.
Belki de yeniden şu soruya dönme vaktidir:
Siyaset, millete hizmet için mi vardır; yoksa millet, siyasetin çıkar hesapları için mi?