Kavgalı Ailenin Kızı

Başlarken söyleyim, aceleyle değil, akılla, öfkeyle değil, vicdanla, taraf tutarak değil, şehir tutarak yazacağım.

HACI ALİ GÜNEÇIKAN

marasgunebakis@gmail.com

Başlarken söyleyim, aceleyle değil, akılla, öfkeyle değil, vicdanla, taraf tutarak değil, şehir tutarak yazacağım.

Kahramanmaraş’ta siyaset bazen bir cümleyle hızlanır.
Bazen bir cümleyle de herkesin yıllardır sakladığı kırılganlıklar masanın üstüne dökülür.

Şairler Tepesi’nde AK Parti Kahramanmaraş İl Başkanlığı’nın yaptığı bilgilendirme toplantısı, kağıt üstünde “rakamların konuştuğu” bir buluşmaydı: Deprem sonrası yeniden inşa, devam eden yatırımlar, sağlık projeleri, altyapı hamlesi, konutlar, sosyal destekler, istihdam… Hepsi başlık başlık anlatıldı.

Ama siyasetin gerçek gündemi çoğu zaman sunum slaytlarında değil; kelimelerin arasında saklı..

Ve o gün, günün cümlesi şu oldu:

“Kavgalı ailenin kızını kimse oğluna istemez.”

Bunu söyleyen kişi, “siyasetin abisi” eski bakan, TBMM’de Tarım Komisyonu Başkanı, tecrübeyi cebinde taşıyan bir isim: Prof. Dr. Vahit Kirişci.

Şimdi duralım.
Bu cümle, bir atasözü gibi duruyor; halkın dilinden çıkmış, hayatın içinden süzülmüş. Ama siyasetçinin ağzından çıktığı an, atasözü olmaktan çıkar, mesaj olur. Siyasi cümlelerin kaderi budur: Söylenir ve artık sadece söylenmez; okunur, yorumlanır, taşınır.

Kirişci bu cümleyi “birlik-beraberlik” vurgusunun içine yerleştirirken aslında şunu demek istiyor gibiydi:
“Aramızda kavga istemiyorum. Şehrin görüntüsü kavgalı olmasın. Çünkü kavga, şehrin itibarını düşürür.”

Doğru.
Bir şehir, kavga görüntüsü verirse yatırım da ürker, umut da çekilir, dışarıdaki göz de “burada istikrar yok” der.

Ama işte sorun tam burada başlıyor:
Siyasette her kelime iki uçlu bıçaktır.

“Kavgalı aile” benzetmesi, birleştirmeyi amaçlarken birilerini “kavganın tarafı” gibi gösterme riskini de taşır. Çünkü herkes aynı soruyu sorar:
Kim kavgalı? Aile kim? Kız kim? Oğlan kim?

Ve Kahramanmaraş’ın hafızası güçlüdür; “bunu daha önce nerede gördük?” diye arşive iner.

Kahramanmaraş, üretim gücü yüksek bir şehir. Bu şehir sadece “deprem şehri” değil; aynı zamanda sanayi ve istihdam şehri. Binlerce kişiye iş sağlayan fabrikalar, ihracat yapan markalar, gece gündüz çalışan bir üretim damarından söz ediyoruz.

Bu yüzden, iş dünyasının ağabeyi olarak bilinen Hanefi Öksüz’e yönelik sert ve ima dolu ifadeler, şehirde “gereksiz bir gerilim” olarak yankılandı. Hatta iş dünyasının büyük bir kısmı bunu “incitici ve bağlam dışı” buldu; “sanayiciyi azarlayan bir perde” istenmediği net biçimde konuşuldu.

Şunu kabul edelim:
AK Parti’nin Kahramanmaraş’taki siyasal başarısında, bu kentin üretim gücünün payı büyük. Üretim çarkı dönerken şehir ayakta durur. Depremden sonra bu daha da görünür oldu.

O halde mesele şu:
Siyaset, iş dünyasıyla ya kavga eder ya kucaklaşır.
Ortası yoktur; çünkü yatırım güven ister, istikrar ister, saygı ister.

Ve Şairler Tepesi’nde söylenen cümle, tam da bu kırılgan zeminde “barış çağrısı” gibi algılanabilecek bir tını taşıdı.

Evet, bu bir zeytin dalı olabilir.
Ama zeytin dalı uzatmak, sadece dalı uzatmak değildir; dalı uzatırken daha önce kırdığın dalları da hatırlamak gerekir.

Toplantının bir diğer önemli gündemi, AK Parti’ye katılan Milletvekili Dr. İrfan Karatutlu’ydu. Kirişci, burada bir “birlik” fotoğrafı çizdi. Hatta bir örnek verdi: Tuba Köksal’ın komisyondaki görevini Karatutlu’ya devretmek istemesi… Siyasette “ben” yerine “biz” diyebilmenin, koltuğu korumak yerine şehri büyütmeyi öncelemenin örneği olarak anlattı.

Bu kısmı önemsiyorum.

Çünkü siyasette en zor şey, rozet değişiminden sonra gerçek bir “biz” dili kurabilmekte. Rozet takılır, fotoğraf çekilir, alkış olur; ama asıl sınav ertesi gün başlar:
Herkes aynı masada oturabilecek mi? Aynı hedefe yürüyecek mi? Aynı şehrin yükünü paylaşabilecek mi?

Kahramanmaraş’ın artık ihtiyacı tam da bu:
Görüntü birliği değil, iş birliği.

Bu şehir, ülke gündeminde sürekli olumsuzluklarla anılmaktan yoruldu. Depremle anılmak kaderimiz olmuş gibi sunuldu. Oysa Kahramanmaraş’ın anlatacak başka hikâyeleri var:

Markalar…
Tarih…
Edebiyat…
Kültür…
Turizm…
Üretim…
Gastronomi..
UNESCO..

Bir şehir, kendini yalnızca yarasıyla tarif ederse, yarası büyür. Kendini yalnızca kavgayla tarif ederse, kavga kalıcılaşır.

O yüzden “kavgalı ailenin kızı” benzetmesi, eğer gerçekten “kavgayı bitirelim” niyetiyle söylendiyse, bunun gereği de vardır:
İş dünyasıyla iletişim dili düzeltilmeli,
Sanayiciyi azarlayan değil, dinleyen bir çizgi güçlenmeli,
Şehrin itibarını zedeleyen imalar yerine ortak akıl kurulmalı,
“Buhran deme lüksün yok” gibi gerilimi büyüten cümleler, siyasetin arşivine kaldırılmalı.

Çünkü Kahramanmaraş’ın ihtiyacı “kim haklı” tartışması değil; “kim iş üretiyor, kim taş üstüne taş koyuyor” sorusu olmalı.

Vahit Bey’in iyi niyetli, babacan bir üsluba sahip olduğunu bu şehir bilir. Buna itiraz yok.
Ama siyasetçinin iyi niyeti, kelimenin gideceği yeri kontrol etmeye yetmez.

Siyasette “ağzımdan öyle çıktı” diye bir lüks yoktur. Çünkü her cümle ya bir yarayı kapatır ya da yeni bir yara açar.

Ve bazen en tehlikeli şey,
İyi niyetle söylenen kötü cümle.

Bu yüzden o sözden sonra asıl soru şu olmalı:

Kahramanmaraş bundan sonra “kavgalı aile” görüntüsünden çıkıp, birlikte üreten aile görüntüsüne geçebilecek mi?

Geçerse kazanan şehir olur.
Geçemezse kaybeden yine biz oluruz.

Kavga; siyasete kısa vadede manşet verir.
Ama şehre uzun vadede zarar verir.

Biz artık “kavga” haberleriyle değil;
yatırım, üretim, kültür, ayağa kalkan ve marka haberleriyle anılmak istiyoruz.

O yüzden herkes şunu bilmeli:
Bu şehrin asıl ihtiyacı, kimin kime laf söylediği değil;
kimin bu şehre ne kattığı.

Kavgalı ailenin kızı olmak istemiyoruz.

Biz, birlikte büyüyen şehrin evladı olmak istiyoruz.

Sanayinin ve siyasetin abi’lerine..

Kalemim masanın üstünde duruyor demiştim bir önceki köşemde..Evet kalemim hep hakkın, aklın ve şehrin tarafında olacak..

Kalem hazır, zihin açık, ama yol uzun.

Vesselam..

https://www.marasgunebakis.com.tr