Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu 10 Ocak Çalışan Gazeteciler günü nedeniyle bir açıklama yaptı. Açıklamada şu görüşler yer aldı:
“10 Ocak 1961 tarihi, Türk basın tarihi açısından olduğu kadar, Anayasa ile güvence altına alınmış basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünün kurumsallaşması bakımından da simgesel bir öneme sahiptir.
Demokratik toplum düzeninin temel taşlarından biri olan halkın haber alma hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi, bu hakkı sağlayan gazetecilerin sosyal, ekonomik ve mesleki güvencelere sahip olmasıyla mümkündür.
Bu anlayış doğrultusunda hazırlanan 212 Sayılı Basın İş Kanunu, 65 yıl önce yürürlüğe girerek basın emekçilerinin çalışma koşullarını hukuki güvence altına almıştır.
4 Ocak 1961 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 212 sayılı yasa; gazetecilerin iş güvencesi, ücret, izin ve tazminat haklarını düzenleyerek, basın özgürlüğünün yalnızca teorik değil, fiilen kullanılabilir bir hak olmasını hedeflemiştir.
Aynı dönemde kabul edilen 195 sayılı Basın İlan Kurumu Kanunu ise, basının ekonomik bağımsızlığını destekleyerek ifade özgürlüğünün dolaylı baskılardan korunmasına katkı sunmayı amaçlamıştır. Ancak söz konusu yasal düzenlemelere, dönemin bazı gazete sahipleri tarafından itiraz edilmiş; dokuz gazetenin patronları ortak bir bildiriyle gazetelerini üç gün süreyle kapatma kararı almıştır.
O günkü adıyla İstanbul Gazeteciler Cemiyeti (bugünkü Türkiye Gazeteciler Cemiyeti) ile İstanbul Gazeteciler Sendikası (bugünkü Türkiye Gazeteciler Sendikası), basın çalışanlarıyla birlikte bu karara katılmadıklarını açıklamış; basın özgürlüğünün Anayasal bir hak olduğu gerçeğine dikkat çekmiştir. Gazeteciler, barışçıl yöntemlerle gerçekleştirdikleri bu dayanışma sürecinde, hem Anayasa’nın 28. maddesinde yer alan basın özgürlüğünü hem de toplumun haber alma hakkını savunmuşlardır.
Basın tarihine “Dokuz Patron Olayı” olarak geçen bu süreçte gazeteciler, İstanbul Gazeteciler Sendikası çatısı altında “Basın” adlı gazeteyi yayımlayarak, basının susturulamayacağını ve ifade özgürlüğünün kamu yararı açısından vazgeçilmez olduğunu ortaya koymuştur.
11 Ocak’ta yayına başlayan Basın Gazetesi, boykot süresince yayınını sürdürmüş; bu dayanışmanın ardından 10 Ocak, Çalışan Gazeteciler Bayramı olarak anılmaya başlanmıştır. 1971 askeri müdahalesi sonrasında temel hak ve özgürlükler alanında yaşanan gerilemeler nedeniyle günün adı 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü olarak değiştirilmiştir.
Ne yazık ki sonraki yıllarda, 212 sayılı yasanın etkin biçimde uygulanmaması ve yaptırım gücünün zayıflatılması, gazetecilerin kazanılmış haklarının fiilen aşınmasına yol açmıştır. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi, yasaların yalnızca varlığını değil, etkili biçimde uygulanmasını da zorunlu kılmaktadır. Özlük haklarının gerilemesi, gazetecilerin sendikal örgütlenme hakkının zayıflatılmasına neden olmuş; bu durum Anayasa’nın 51. maddesi ile güvence altına alınan sendika hakkı açısından da ciddi sorunlar yaratmıştır.
Bugün gazeteciler, mesleklerini icra ederken haksız suçlamalara, tehditlere, fiziksel saldırılara ve zaman zaman yaşam haklarını tehdit eden girişimlere maruz kalmaktadır. Oysa Anayasa’nın 26. ve 28. maddeleri, düşünceyi ifade ve basın özgürlüğünü açıkça güvence altına almakta; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi ile Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 19. maddesi, devletlere bu özgürlükleri koruma yönünde pozitif yükümlülükler yüklemektedir.
Buna karşın, yayın kuruluşlarının yapısal sorunlarını gazetecileri işten çıkararak çözme anlayışı sürmekte; gazetecilik faaliyetleri, kamuoyunu bilgilendirme amacı göz ardı edilerek cezai soruşturmalara konu edilebilmektedir.
Haksız gözaltılar, tutukluluk uygulamaları, sansür, Basın İş Kanunu dışında çalıştırma, düşük ücretler, sendikasızlık ve yaygın işsizlik, basın sektörünün en ağır sorunları arasında yer almaya devam etmektedir. Bu uygulamalar, ölçülülük ve demokratik toplumda gereklilik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından yayımlanan 2025 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye’nin 180 ülke arasında 159’uncu sırada yer alması, basın ve ifade özgürlüğü alanındaki yapısal sorunların uluslararası raporlara da yansıdığını göstermektedir. Cezaevinde bulunan gazeteciler ile haklarında süren davalar ve adli kontrol uygulamaları, ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki yaratmaktadır.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen, hukukun üstünlüğü ilkesinin, basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünün etkin biçimde güvence altına alındığı; gazetecilerin mesleklerini özgür, bağımsız ve güvenceli koşullarda yapabildiği bir Türkiye umudumuzu kararlılıkla koruyoruz. Haber üretmenin ve kamuoyunu bilgilendirmenin suç sayılmadığı bir ortamın, demokratik toplum düzeninin vazgeçilmez bir gereği olduğuna inanıyoruz.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak, üyelerimizin ve tüm meslektaşlarımızın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyor; basın özgürlüğünün anayasal düzenin, demokratik hukuk devletinin ve insan haklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.”




