İSTANBUL (AA)
Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hatice Altunok, Türkiye'de geçmişte kadınların kamusal alanda yaşadıkları zorlukları ve bugün gelinen noktayı AA Analiz için kaleme aldı.
***
Kamusal alan, kuramsal bağlamda vatandaşların ortak varlık gösterebildiği mecraları temsil eder. Devlet, bu ortak alanların yönetimini çeşitli idari ve hukuki mekanizmalarla gerçekleştirir. Bürokrasi ise bu mekanizmaların kurumsal temelini oluşturur. Kamu hizmetlerinin sunumunda bürokrasi çeşitli alanlara ayrılmıştır. Türkiye bu ayrımı rasyonel bir kamu hizmeti sunum biçimi olarak değil, siyasal erkin paylaşımına dayalı bir güç mücadelesi olarak tecrübe etmiş bir ülkedir. Bürokrasinin bazı kesimlerinin, kamu görevi yetkilerini toplumsal mühendislik araçlarına dönüştürerek toplum üzerinde otorite kurma amacına yönelmeleri, Türkiye’nin demokratikleşme sürecini askeri müdahalelerle kesintiye uğratan tarihsel kırılmalara yol açmıştır. Toplumsal, ekonomik ve siyasal tüm alanlarda Türkiye’nin gelişmesi darbelerle sekteye uğramıştır. Dolayısıyla Türkiye’nin kalkınma ve gelişmişlik göstergelerine yönelik analizler yaparken tarihsel kırılma süreçlerinin toplumsal ve ekonomik etkisine ayrıca önem verilmesi gerekir. Örneğin 28 Şubat 1997 "postmodern darbe" sürecinde, kamusal yetkiler, toplumun bazı kesimlerini kamusal alanın dışında bırakma amacıyla araçsallaştırılmıştır.
28 Şubat’ın toplumsal hayatı gerileten etkisi ise hiç şüphesiz kadınların kamusal alandaki haklarına yönelik engeller olmuştur. Esasında inançları nedeniyle, görünürde ise kıyafet tercihleri gerekçe gösterilerek bazı kadınların kamusal alanda etkin aktörler olma imkanı daha eğitim aşamasındayken engellenmiş, bazılarının ise çalışma hakları ellerinden alınmıştır. Memur-Sen’in Rakamlarla 28 Şubat Raporu'na göre pek çok meslek grubunda kamu çalışanı görevinden atılmış, istifa etmek zorunda bırakılmış, disiplin cezalarına maruz bırakılmış veya haklarında idari soruşturmalar başlatılmıştır. Hukukçu Kadınlar Derneği’nin "Türkiye’deki Darbeler: Hak İhlalleri ve Çözüm Teklifleri" adlı çalışmasında ise 28 Şubat sürecinde kamu görevlilerinin en az yarısının dini inançları gerekçe gösterilerek kademe durdurulması, görev yerinin değiştirilmesi, lojmandan çıkarma, disiplin soruşturmalarına tabi tutulması, istifaya zorlanma veya memuriyetten çıkarılma gibi idari yaptırımlarla karşı karşıya kaldığı ortaya konmaktadır. Öğretim elemanları, yerel yönetimlerde çalışanlar, özerk kamu kurumlarında çalışanlar, mülki idare amirleri dahil olmak üzere kamunun tüm kesimleri bu süreçten etkilenmiştir. Neticede bu süreç toplumu ayrıştırarak demokratik ilkelere göre yaşamayı engellemiştir.
28 Şubat kamusal alanda kadınların konumu ekseninde ele alındığında toplumsal gelişmeyi engelleyen, temel hak ve özgürlükleri yok eden, kamusal alanı antidemokratik uygulamalarla yeniden inşa eden bir sonuçlar tablosu sunmaktadır. Bugün kamuda kadınların konumuna bakıldığında elde edilen kazanımlara ulaşıncaya kadar katedilen yolun zorluklarını aktarmak toplumsal ve tarihsel bir yükümlülüktür. İnançları ve kimliksel tercihleri gibi temel hak ve özgürlükleri nedeniyle kendilerine dayatılan sınırlara itiraz eden tüm kadınların sergiledikleri toplumsal liderlik, Türkiye’nin demokratikleşme hafızasında kritik eşiklerden biridir ve son derece kıymetlidir. Bu bağlamda eğitimden istihdama pek çok konuda yapılan uluslararası karşılaştırmalar, Türkiye’nin tarihsel ve siyasal bagajından bağımsız ele alınamaz. 28 Şubat sürecinde, kadınların eğitim ve çalışma haklarının engellenerek kamusal hayatın dışında bırakılmaları, Türkiye’nin pek çok makro toplumsal göstergesini olumsuz yönde etkilemiştir. Cinsiyet eşitliği, kadın istihdamı, karar mekanizmalarında kadınların yer alması gibi konuların tarihsel seyri, söz edilen dışlayıcı politikaların yarattığı kayıpların etkisi göz ardı edilerek tam manasıyla anlaşılmaz.
Toplumsal mücadeleden kurumsal kazanımlara
Bugün, kadını güçlendirmek için üretilen politikaların sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla yapısal ve yasal mekanizmalar her geçen gün çeşitlenmekte ve gelişmektedir. Nitekim On İkinci Kalkınma Planı'nın kadın politikaları bölümünde, kadının kalkınma sürecindeki rolüne atıfla, eğitim ve istihdam başta olmak üzere hayatın her alanındaki fırsat ve imkanlardan erkeklerle eşit şekilde yararlanmaları, her türlü şiddet ve ayrımcılıktan korunmaları ve temsil düzeyinin artırılması temel bir devlet politikası olarak teyit edilmektedir.
Tarihin hemen her döneminde dünyanın her yerinde cinsiyeti nedeniyle en sert ayrımcılık biçimlerine maruz kalan kadın, Türkiye’ye özgü koşullarda kıyafeti ve inancı nedeniyle çifte dışlanmışlığı da yaşamıştır. Bu koşullara karşı eğitim hakkı, çalışma hakkı ve inanç özgürlüğü için mücadele eden kadın-erkek tüm toplum, demokratik toplum ilkelerinin sağlanmasında ve Türkiye’nin demokratik olgunlaşma sürecinde büyük role sahiptir. Bu mücadelelerin bir sonucu olarak 2000’li yıllardan itibaren karar alma mekanizmalarında kadın liderliğinin yükselişine şahitlik etmekteyiz.
2002'de yükseköğretimde kadın öğrenci okullaşma oranı yüzde 13 iken bugün yüzde 50’yi geçmiş bulunmaktadır. Türkiye’de akademisyenlerde kadın oranı yüzde 47, kadın büyükelçi oranı yüzde 34,9 üst ve orta düzey yönetici kademelerde yüzde 21,5’tir. Son yıllarda büyükelçi, mülki idare amiri, rektör, akademisyen, hakim, savcı gibi unvanlarda kadınların sayısı artmıştır. Bunların yanında kadınlara yönelik sosyal desteklerin çeşitleri artmıştır. 2018'den itibaren "Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı" süreci başlamış, 2024'te ikincisi uygulamaya girmiştir. Kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda 2007'den itibaren ulusal eylemler uygulanmaktadır.
Parlamenter temsilden üst düzey bürokratik yönetime, atanmış ve seçilmiş tüm kademelerde kadınların yer alma taleplerinin karşılık bulması, Türkiye’nin toplumsal gelişiminde yaşanan badirelerin aşıldığının en somut göstergeleridir. Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle belirtmek gerekir ki, demokratikleşme sürecinde ödenen bedeller ve maruz kalınan dışlanmışlıklar, demokratik bilincin şekillenmesinde ve toplumsal hafızanın canlı tutulmasında belirleyicidir. Geçmişin zorluklarından ders çıkararak kamusal alanı ayrımcılıktan arındırmak, gelecek kuşaklar için de en büyük görevimizdir.
Dünya Kadınlar Günü özelinde, kadın emeğinin sadece iş kollarıyla sınırlı olmadığının altı çizilmelidir. Çünkü emek yalnızca bir iş kolunda çalışmakla sınırlı değildir. Emek evdedir, emek sokaktadır, emek vatanı için canını vermeyi göze alan kadının mücadele gücündedir.
[DOÇ. DR. HATİCE ALTUNOK, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesidir.]