Kâbe’de hacılar ve Ramazan ayı

Kâbe’de hacılar ve Ramazan ayı



ABDULLAH ŞANLIDAĞ

[email protected]

ABDULLAH ŞANLIDAĞ

Ramazan ayı geldiğinde Anadolu’nun pek çok şehrinde olduğu gibi Kahramanmaraş’ta da hayatın ritmi değişir. Akan sular durur, Kur’an ayına topyekûn saygı ve hürmet başlar. Aynı sokaklar, aynı insanlar… ama başka bir iklim. Bomboş olan camiler taşmaya başlar. Oruçla terbiye olan nefis, camilerde çoğalan cemaat, mukabele halkaları, hatimle kılınan teravihler… Din, bir kimlik beyanından çok ortak bir duyguya dönüşür.

Ramazan, bireysel bir ibadetin ötesinde toplumsal bir seferberliktir. Ve bu seferberliği Anadolu’nun her karışında hissedersiniz. Tatlılar, Maraş’a özgü yöresel Ramazan yemekleri.. Ramazan Sokağı ismiyle açılan bölgelerde etkinlikler ve çocukların dünyasına hitap eden programlarla bir başkadır Ramazan ayı.

Bu iklimde müziğin ve ilahilerin özel bir yeri vardır. “Kâbe’de hacılar hu der Allah” dizeleriyle bilinen ilahinin yeniden gündeme gelişi de bu bağlamda okunmalı. Özellikle Celal Karatüre ve arkadaşlarının yorumu, eseri sadece nostaljik bir ezgi olmaktan çıkarıp yeni kuşakların diline dolanan canlı bir ifadeye dönüştürdü. Sosyal medyada yayılması bir yana, okul bahçelerinde, teneffüslerde çocukların bu ilahiye eşlik etmesi bize başka bir şeyi daha gösteriyor: Dini duyarlılık ile neşe arasında zorunlu bir karşıtlık yoktur.

Burada durup şu soruyu sormak gerekir: Bir ilahinin çocuklar tarafından sevilerek söylenmesi, içeriğinin “boşaltıldığı” anlamına mı gelir? İlahinin anlam derinliği elbette sadece ritimden ibaret değildir. “Hu” zikri, tasavvuf geleneğinde Allah’ın varlığını ve birliğini anmanın sembolik bir ifadesidir. Kâbe merkezli bir hayal dünyası, ümmet bilincini ve kulluk şuurunu çağrıştırır. Ancak çocuk, bu derinliği ilk anda kavramasa bile diline dolanan kelimeler onun hafızasında bir iz bırakır. Din eğitimi çoğu zaman sevgiyle başlar; bilgi ve bilinç ise zamanla inşa edilir.

Eleştirilerin bir kısmı, çocukların dini içeriklerle erken yaşta temas etmesini “laik düzen için tehdit” olarak kodluyor. Oysa meseleye daha serinkanlı bakmak gerekir. Aynı çocuklar, küfrü normalleştiren, şiddeti estetize eden, kadını nesneleştiren popüler kültür ürünlerine maruz kaldığında kimsenin “tehlikenin farkında mısınız?” diye manşet atmadığını görüyoruz. Burada asıl toplumsal refleks, çocukların neyle beslendiğine dair seçici bir hassasiyet üretmektir.

İlahinin ritmik yapısı, Roman müziğinin coşkusunu andıran kıvraklığı ve samimi icrası, çocukların doğal hareketliliğiyle örtüşüyor. Yüzlerin gülmesi, dans edilmesi, dinî bir metnin ciddiyetini ortadan kaldırmaz; bilakis onu hayatın içine taşır. İslam geleneğinde estetik ile maneviyat arasındaki bağ güçlüdür. Ezanın makamla okunması, mevlidlerin bestelenmesi, tekke musikisinin asırlardır süregelen zenginliği bunun göstergesidir.

Elbette her dini içeriğin popülerleşmesi beraberinde riskler de taşır. Tıklanma uğruna anlamın sığlaştırılması, dinin sadece bir “trend” malzemesine dönüşmesi tehlikesi vardır. Fakat bu ihtimal, samimi üretimleri toptan mahkûm etmeyi gerektirmez. Asıl yapılması gereken, popüler olanı bilinçle beslemek; çocukların diline dolanan ilahiyi pedagojik bir zeminde anlamıyla buluşturmaktır.

Ramazan’ın ruhu tam da burada tecelli eder: Toplumsal duyarlılığın artması, iyinin ve güzelin çoğalması. Bir çocuk “Allah” diyerek neşeyle şarkı söylüyorsa, bundan ürkmek yerine o neşenin arkasındaki manayı güçlendirmeyi düşünmeliyiz. Dindarlık korkuyla değil, sevgiyle kök salar. Ve belki de bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, çocukların yüzündeki o tebessümü koruyarak, derinliği zamanla inşa edebilecek bir hikmet dilidir.

https://www.yeniakit.com.tr/