Rozetin rengi değişti, sadakat mekanizması çalıştı!
HACI ALİ GÜNEÇIKAN
Devlet acele etmez..
Devlet, bir kişinin hızına göre değil; bir şehrin acısına göre hareket eder.
Bu yüzden “devlet aklı” dediğimiz şey, anlık reflekslerle değil; süreklilikle, adaletle ve eşit mesafeyle tanımlanır.
Bugün yaşadığımız tartışma, tek bir ismin attığı adımla ilgili değil.
Bugün tartışılan, devlet ile iktidarın birbirine karıştırıldığı bir zihniyet.
Ve o zihniyet, bazen tek bir fotoğrafta kendini ele verir.
İrfan Karatutlu’nun AK Parti’ye geçişinin ardından, daha düne kadar kapısından içeri giremediğini söylediği bir makamda hızla kabul edilmesi; siyasette “olabilir” diye geçiştirilecek bir ayrıntı değil. Bu, sistemin nasıl çalıştığını gösteren çıplak bir işaret.
Deprem görmüş bir şehirde sağlık sorunu konuşuluyorsa, bu mesele ne muhalefetin ne de iktidarın meselesi.
Bu, devletin meselesidir.
Devlet aklı şunu gerektirir:
Sorun kimden gelirse gelsin dinlenir.
Talep kimden yükselirse yükselsin ciddiye alınır.
Acı, rozet rengine bakmaz.
Ama iktidar refleksi başka türlü çalışır.
O, rozeti okur.
Etiketi tanır.
Yakınlığı hesaplar.
Eğer bir sorun, ancak iktidar safına geçildiğinde “duyulabilir” hâle geliyorsa; burada çözümün hızlandığını değil, ayrımın derinleştiğini konuşuruz.
Siyasette hız çoğu zaman erdem gibi sunulur.
Oysa felsefe bize şunu söyler:
Adalet hızlandığında eşitlik yavaşlar.
Dün aylarca kapalı olan bir kapının, bugün günler içinde açılması; “devlet çözüyor” demek değil. Bu, tercihin hızlandığını gösterir.
Devlet aklı acele etmez.
Acele eden, sadakat mekanizmasıdır.
Çünkü devletin işi koşmak değil; dengeyi korumaktır.
Kapı, siyaset felsefesinde güçlü bir semboldür.
Devlet kapısı;
kimlik sormadan,
rozet ayırmadan,
acıya göre açılır.
Eğer bir kapı, muhalefetteyken kapalı; iktidara geçince açıksa, o kapı artık devlet kapısı değil.
O kapı, iktidar kapısıdır.
Bu ayrımı yapmadığımız her an, devleti küçültür; siyaseti büyütürüz.
Oysa deprem görmüş şehirlerin siyasete değil, devlete ihtiyacı var.
Kahramanmaraş, üzerinden siyasi pozisyon alınacak bir başlık değildir.
Bu şehir, taşınması gereken ağır bir yüktür.
Deprem yaşamış şehirler randevu beklemez.
Devlet, onların ayağına gider.
Eğer bugün “deprem sonrası devam eden sorunlar” konuşuluyorsa, bu sorunlar dün de vardı.
O hâlde soru şudur:
Bu sorunlar neden şimdi hızla masaya geldi?
Bu sorunun cevabı kişilerde değil; düzendedir.
Bu yazı bir vekilin niyetini sorgulamaz.
Bu yazı, bir sistemin refleksini tartışır.
Çünkü mesele;
“kim anlattı?” değil,
“neden daha önce dinlenmedi?” meselesi.
Daha düne kadar Meclis kürsüsünde şunu söylüyordu Karatutlu: Doktorum, Vekilim hatta hatta bir siyasipartinin genel başkan yardımcısıyım. Ama..
“Sağlık Bakanı’ndan randevu alamıyorum.”
Bugün ne oldu?
Aynı Sağlık Bakanlığı,
aynı makam,
aynı koltuk…
Ama bu kez randevu var.
Bu kez tebessüm var.
Bu kez “yakın takip” var.
Ve kamuoyunun zihninde tek bir soru çakıyor:
Değişen Kahramanmaraş’ın sağlık sorunları mı,
yoksa Karatutlu’nun rozeti mi?
Siyasette geçiş olur.
Parti değişir.
İttifak değişir.
Ama bu kadar kısa sürede,
bu kadar hızlı “yakınlaşma”,
bu kadar ani “ilgi”,
bu kadar çabuk “çözüm dili”
masum değildir.
Siyasetin iki yüzü..
Bir yüzüyle diyor ki:
“Muhalefetteysen kapı kapalı.”
Diğer yüzüyle fısıldıyor:
“İktidara gelirsen buyur.”
Eğer gerçekten “kalben ve fikren” bu çizgiye yakınlıktan söz ediyorsak,
o kalbin hatırı,
o fikrin ağırlığı
beden gelmeden önce de görülmeliydi.
Ama görülmemiş.
Çünkü bu sistemde:
Kalp değil rozet,
fikir değil etiket çalışıyor.
Ve unutulmasın:
Siyaset bazen kürsüden değil,
fotoğraflardan ifşa olur.
Bu fotoğraf da şunu söylüyor:
“Kalp eskiden de buradaymış…
ama kapıyı açan beden olmuş.”
Hemde ışık hızında..
Vesselam..