Kur’an-ı Kerim Türkçe Meali: 19

Cüz 19

Bizim huzurumuza çıkarılacaklarını hiç beklemeyenler, “Bize melekler gönderilmesi veya rabbimizi görmemiz gerekmez miydi?” diyorlar. Gerçek şu ki onlar içlerinde derin bir kibir duygusu besliyor, azgınlıkta sınır tanımıyorlar. ﴾21﴿ Melekleri görecekleri gün, işte o zaman, günahlara boğulmuş olanlar için hiçbir iyi haber olmayacak ve onlar (meleklere), “Her şeyden mahrum olduk!” diyecekler. ﴾22﴿ Onların yaptığı her işi ele almış ve onu savrulup giden toz toprak haline getirmiş olacağız. ﴾23﴿ O gün cennetliklere kalınacak yerlerin en iyisi, dinlenme yerlerinin en güzeli bahşedilmiş olacaktır. ﴾24﴿ O gün semayı örten bulutlar (perdeler) açılacak, melekler peş peşe indirilecek. ﴾25﴿ İşte o gün gerçek egemenlik Rahmân’ındır ve o gün inkârcılar için çok zor bir gün olacaktır. ﴾26﴿ O gün, (dünyada iken) haktan sapmış kişi ellerini ısırarak şöyle diyecek: “Keşke peygamberle birlikte aynı yolda olsaydım! ﴾27﴿ Eyvah! Keşke falancayı kendime dost edinmeseydim! ﴾28﴿ Meğer bana uyarıcı mesaj geldikten sonra, o dost bildiğim kişi bu mesajdan beni saptırmış!” İşte şeytan insanı (böyle) çaresizlik içinde yapayalnız bırakır. ﴾29﴿ Resul, “Rabbim! Kavmim bu Kur’an’a büsbütün ilgisiz kaldılar” dedi. ﴾30﴿ İşte bunun gibi her peygambere karşı, günaha batmış kimseler içinden bir düşman çıkardık. Ama yol gösterici ve yardımcı olarak rabbin yeterlidir. ﴾31﴿ İnkârcılar, “Kur’an ona bütünüyle bir defada indirilseydi ya!” diyorlar. Oysa biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık ve onu uygun aralıklarla parça parça gönderdik. ﴾32﴿ Onlar ne zaman bir talep ileri sürseler biz sana mutlaka kesin gerçeği ve en güzel açıklamayı bildiririz. ﴾33﴿ Yüzüstü cehenneme sürülecek olanlar, evet işte onların yerleri en kötü yer, yolları da en yanlış yoldur. ﴾34﴿ Gerçek şu ki biz Mûsâ’ya da kitap vermiş, kardeşi Hârûn’u onun yanında yardımcı tayin etmiştik. ﴾35﴿ Onlara, “Âyetlerimizi yalan sayan topluluğun yanına gidin” dedik. Ama sonunda o (söz dinlemeyen) topluluğu yıkıp yok ettik. ﴾36﴿ Peygamberleri yalancı saymaları üzerine Nûh kavmini de sulara gömdük ve böylece onları insanlık için bir ibret yaptık. Biz, zalimler için çok acı bir azap hazırladık. ﴾37﴿ Âd’ı, Semûd’u, Res halkını, bunlar arasında daha birçok nesli de (cezalandırdık). ﴾38﴿ Oysa her birine ibretli örnekler vermiştik. Nihayet hepsini kırıp geçirdik. ﴾39﴿ Bunlar, felâket yağmuruna tutulmuş olan o beldeye gitmişlerdi; peki oraları görmüyorlar mıydı? Hayır hayır! Bunlar öldükten sonra yeniden dirilmek diye bir şeyi beklemiyorlar. ﴾40﴿ Onlar ne zaman seni görseler, “Bu mu Allah’ın resul olarak gönderdiği adam!” diyerek mutlaka seninle alay ederler. ﴾41﴿ “Eğer tanrılarımıza kararlılıkla bağlı kalmasaydık neredeyse bizi onlardan koparacaktı” derler. Ama azabı gördüklerinde yolunu büsbütün şaşırmışların kimler olduğunu anlayacaklar! ﴾42﴿ Bayağı arzularını tanrılaştıran kişiyi gördün mü? Şimdi sen, bu adamı da doğru yola getirmekle yükümlü olabilir misin? ﴾43﴿ Yoksa sen, onların büyük çoğunluğunun gerçekten senin davetine kulak verdiklerini yahut doğru dürüst düşündüklerini mi sanıyorsun? Aksine onlar, başka değil, bir hayvan sürüsü gibidirler, hatta tuttukları yol bakımından daha da sapkındırlar. ﴾44﴿ Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Eğer dileseydi onu elbet hareketsiz de kılardı. Sonra güneşi gölgeye yol gösterici kılmı­şızdır. ﴾45﴿ Sonra da onu yavaş yavaş kendimize çekmekteyiz. ﴾46﴿ Sizin için geceyi bir örtü, uykuyu dinlenme hali kılan, gündüz vaktini ise bir diriliş ortamı yapan O’dur. ﴾47﴿ Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O’dur. Gökten de tertemiz su indirdik ki onunla ölü toprağı canlandıralım ve hayvanıyla insanıyla yarattığımız nice varlıkları suya kavuşturalım. ﴾48-49﴿ Gerçek şu ki, biz bütün bunları, insanlar doğru dürüst düşünüp ders çıkarsınlar diye kendilerine tekrar tekrar anlatmışızdır; buna rağmen insanların çoğu nankörlükte direnip durmuşlardır. ﴾50﴿ Eğer isteseydik her yerleşik topluluğa bir uyarıcı gönderirdik. ﴾51﴿ Öyleyse artık inkârcılara boyun eğme, bu Kur’an’la onlara karşı bütün gücünle mücadeleni sürdür. ﴾52﴿ Biri tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri tuzlu ve acı olan iki denizi karışacak şekilde salıveren ve ikisi arasına bir engel, aşılmaz bir perde koyan O’dur. ﴾53﴿ İnsan türünü sudan yaratıp onların arasında soy ve sıhriyet bağı kuran da O’dur. Rabbin üstün kudret sahibidir. ﴾54﴿ Ama onlar, Allah’ı bırakıp kendilerine ne faydası ne de zararı dokunan şeylere kulluk ediyorlar. Zaten inkârcı kişi, rabbine karşı inkârcıya arka çıkar. ﴾55﴿ Biz seni sadece bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. ﴾56﴿ De ki: “Bu görevimden dolayı, dileyenin rabbine giden bir yol izlemesi dışında, sizden bir karşılık istemiyorum.” ﴾57﴿ Asla ölmeyecek olan O diri varlığa (Allah’a) dayanıp güven ve O’na hamdederek yüceliğini dile getir. Kullarının günahlarından haberdar olma konusunda O kendi kendine yeterlidir. ﴾58﴿ Gökleri, yeri ve bu ikisi arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra arşa istivâ eden O’dur. O Rahmân’dır. O’nu bilen birine (yine kendisine) sor. ﴾59﴿ Onlara, “Rahmân’a secde edin” denildiğinde, “Rahmân da neymiş! Biz, senin istediğin şeye secde eder miyiz?” derler ve bu istek onları haktan daha da uzaklaştırır. ﴾60﴿ Gökte yıldız kümeleri oluşturan, yine orada bir ışık kaynağı ve aydınlatan bir ay yaratan (Allah) mübarektir, cömerttir. ﴾61﴿ Düşünüp ibret almak ve şükretmek isteyenler için gece ile gündüzü birbiri ardına getiren de O’dur. ﴾62﴿ Rahmân’ın has kulları yeryüzünde vakarla yürüyen, cahiller onlara laf attığı zaman, “selâm” deyip geçen kullardır. ﴾63﴿ Gecelerini rablerine secde ederek, huzurunda durarak geçirirler. ﴾64﴿ “Ey rabbimiz, derler; bizi cehennem azabından uzak tut; çünkü onun azabı bitip tükenme bilmez. ﴾65﴿ O cehennem ne kötü bir yerleşme ve kalma yeridir!” ﴾66﴿ Yine o iyi kullar, harcama yaptıkları zaman ne saçıp savururlar ne de cimrilik ederler; harcamaları bu ikisi arasında mâkul bir dengeye göre olur. ﴾67﴿ Onlar, Allah ile birlikte başka bir tanrıya tapmazlar; haksız yere, Allah’ın dokunulmaz kıldığı insan hayatına kıymazlar, zina etmezler. Zira (bilirler ki) bunları işleyen kimse cezasını bulacak. ﴾68﴿ Kıyamet gününde ona azabı kat kat verilecek ve alçaltılmış olarak o azap içinde ebedî kalacaktır. ﴾69﴿ Ancak tövbe edip inanarak erdemli işler yapanın durumu başkadır; Allah böylelerinin kötü hallerini iyiye çevirecektir. Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir. ﴾70﴿ Evet, kim tövbe edip erdemli davranırsa bu durumda gerektiği şekilde Allah’a yönelmiş olur. ﴾71﴿ Yine anılan o iyi kullar, asılsız şeylere şahitlik etmezler; boş ve mânasız davranışlarla karşılaştıklarında onurluca çekip giderler. ﴾72﴿ Kendilerine rablerinin âyetleri hatırlatıldığında o âyetler karşısında körler ve sağırlar gibi bilinçsizce davranmazlar. ﴾73﴿ Onlar, “Ey rabbimiz!” derler, “Bize mutluluk getirecek eşler ve çocuklar bahşet; bizi günahtan sakınanlara öncü yap!” ﴾74﴿ İşte bunlar, zorluklara katlanmalarının karşılığı olarak cennet konağıyla ödüllendirilecek, orada sağlık ve esenlik dilekleriyle karşılanacaklar. ﴾75﴿ Orada sonsuzca yaşayacaklar. Ne güzel bir yerleşme ve kalma yeri! ﴾76﴿ De ki: “Kulluğunuz ve niyazınız olmasa Allah size ne diye değer versin! (Ey inkârcılar!) Siz O’nun dinini yalan saydığınız için bunun günahı artık yakanızı bırakmayacak!” ﴾77﴿

Kur’an-ı Kerim Türkçe Meali: 27 Kur’an-ı Kerim Türkçe Meali: 27

ŞUARÂ SÛRESİ

Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla

Tâ-sîn-mîm. ﴾1﴿ Bunlar, apaçık kitabın âyetleridir. ﴾2﴿ İman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin! ﴾3﴿ Biz istesek onlara gökten bir mûcize indiririz de derhal ona boyun eğerler. ﴾4﴿ Ne zaman Rahmân’dan kendilerine yeni bir uyarı gelse mutlaka bundan yüz ­çevirmektedirler. ﴾5﴿ Hep yalanladılar, fakat alay edip durdukları şeylere ait bilgiler yakında onlara gelecektir! ﴾6﴿ Peki o inkârcılar yeryüzüne hiç bakmazlar mı? Orada her türden nice değerli bitkiler çıkarmışızdır. ﴾7﴿ Şüphesiz bunlarda alınacak büyük bir ders vardır; ama çoğu iman etmezler. ﴾8﴿ Şüphesiz rabbin, işte O, mutlak güçlüdür, engin merhamet sahibidir. ﴾9﴿ Hani rabbin Mûsâ’ya, şöyle seslenmişti: “O zalimler topluluğuna, Firavun’un kavmine git. Onlar (zulümden) hâlâ sakınmayacaklar mı?” ﴾10-11﴿ Mûsâ, “Rabbim! Doğrusu beni yalancılıkla suçlamalarından korkuyorum; ﴾12﴿ Göğsüm daralıyor, dilim dolaşıyor; onun için bu elçilik görevini Hârûn’a yükle. ﴾13﴿ Ayrıca ben onlar nezdinde suçluyum; bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum” dedi. ﴾14﴿ Allah, “Hayır, asla böyle olmayacak!” buyurdu. “Haydi ikiniz de mûcizelerimizle gidin. Şüphesiz biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz.” ﴾15﴿ Firavun’a gidin ve deyin ki: “Gerçekten biz, İsrâiloğulları’nı bizimle beraber göndermen için âlemlerin rabbinin elçisiyiz.” ﴾16-17﴿ (Makamına vardıklarında Mûsâ’ya) Firavun şöyle dedi: “Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının nice yıllarını aramızda geçirmedin mi? ﴾18﴿ Sonunda yapacağını yaptın. Sen nankörün birisin!” ﴾19﴿ Mûsâ, “Ben” dedi, “O işi, (sonunun ölüme varacağını) bilmeden yaptım. ﴾20﴿ Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra rabbim bana doğru karar vermeyi öğretti ve beni peygamberlerden biri yaptı. ﴾21﴿ O nimet diye başıma kaktığın şeye gelince o da İsrâiloğulları’nı kendine kul köle etmenden ibarettir.” ﴾22﴿ Firavun, “Âlemlerin rabbi de kimdir?” diye sordu. ﴾23﴿ Mûsâ, “Eğer gerçeğe inanmaya yatkınlığınız varsa bilin ki O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin rabbidir” diye cevap verdi. ﴾24﴿ Firavun yanında bulunanlara, “Ne dediğini duydunuz değil mi?” dedi. ﴾25﴿ Mûsâ, “O, sizin de rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da rabbidir” dedi. ﴾26﴿ Firavun, “Size gönderilen bu elçiniz mutlaka aklını yitirmiş” dedi. ﴾27﴿ Mûsâ devamla şunu söyledi: “Şayet aklınızı kullanırsanız anlarsınız ki O, doğunun, batının ve bu ikisi arasında bulunanların rabbidir.” ﴾28﴿ Firavun, “Benden başkasını tanrı edinirsen, yemin ederim ki seni zindanlarda süründürürüm!” dedi. ﴾29﴿ Mûsâ, “Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?” diye sordu. ﴾30﴿ Firavun, “Doğru söyleyenlerden isen, haydi getir onu” diye karşılık verdi. ﴾31﴿ Bunun üzerine Mûsâ asâsını atıverdi; bir de ne görsünler, asâ düpedüz bir yılan oluvermiş! ﴾32﴿ Sonra elini çıkardı; o da bakanlara beyaz ışık saçan bir şey oluvermiş! ﴾33﴿ Firavun, çevresindeki seçkinlere şöyle dedi: “Doğrusu bu, çok bilgili bir sihirbaz! ﴾34﴿ Yaptığı sihirle sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Buna karşı ne buyurursunuz?” ﴾35﴿ Dediler ki: “Onu ve kardeşini bir süre alıkoy ve sihirbaz toplamak üzere şehirlere (adamlar) gönder; ﴾36﴿ Bütün bilgili sihirbazları sana getirsinler.” ﴾37﴿ Böylece sihirbazlar belli bir günün ilân edilmiş vaktinde bir araya getirildi. ﴾38﴿ Halka, “Siz de toplantıya gelmiyor musunuz?” denildi. ﴾39﴿ “Sihirbazlar üstün gelirlerse -ki ümidimiz budur- herhalde onların yolundan gideriz.” ﴾40﴿ Sihirbazlar geldiklerinde Firavun’a, “Üstün gelen biz olursak herhalde bize bir ödül vardır, değil mi?” dediler. ﴾41﴿ Firavun, “Evet”, dedi; “O takdirde gerçekten has adamlarımdan olacaksınız.” ﴾42﴿ Mûsâ sihirbazlara, “Ne atacaksanız atın!” dedi. ﴾43﴿ Bunun üzerine iplerini, değneklerini yere attılar ve dediler ki: “Firavun’un üstün gücü adına, elbette üstün gelen biz olacağız.” ﴾44﴿ Sonra Mûsâ da değneğini yere attı; bir de ne görsünler, onların düzmece nesnelerini yutuveriyor! ﴾45﴿ Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar. ﴾46﴿ “Âlemlerin rabbine, Mûsâ ve Hârûn’un rabbine iman ettik” dediler. ﴾47-48﴿ Firavun dedi ki: “Benim size izin vermemi beklemeden ona iman ediyorsunuz, öyle mi? Anlaşılan o, size sihri öğreten üstadınızmış! Ama şimdi göreceksiniz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!” ﴾49﴿ “Zararı yok” dediler, “Nasıl olsa biz rabbimize dönüyoruz. ﴾50﴿ İlk iman edenler olduğumuz için rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını ­umuyoruz.” ﴾51﴿ Mûsâ’ya, “Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz” diye vahyettik. ﴾52﴿ Firavun da asker toplamak üzere şehirlere adamlar gönderdi. ﴾53﴿ (Adamlarına) “Bunlar, sayıları az, önemsiz bir topluluk; ﴾54﴿ Fakat bize karşı nefretle doludurlar. ﴾55﴿ Biz de kuşkusuz tedbirli, tek vücut bir topluluğuz” (dedi). ﴾56﴿ Daha sonra onları (Firavun ve topluluğunu) bahçelerden, pınarlardan, hazinelerden ve değerli bir konumdan mahrum ettik. ﴾57-58﴿ İşte böyle. Bu nimetleri onların yerine İsrâiloğulları’na verdik. ﴾59﴿ (Olaya gelince) Arkadan Firavun ve adamları gün doğarken onlara yetiştiler. ﴾60﴿ İki topluluk birbirini görünce, Mûsâ’nın adamları, “İşte yakalandık!” dediler. ﴾61﴿ Mûsâ, “Hayır! Eminim ki rabbim benimledir, bana bir çıkış yolu gösterecektir” dedi. ﴾62﴿ Bunun üzerine Mûsâ’ya, “Asân ile denize vur!” diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı, her parça koca bir dağ gibi oldu. ﴾63﴿ Ötekilerini de oraya getirdik. ﴾64﴿ Mûsâ ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardıktan sonra ötekilerini suda boğduk. ﴾65-66﴿ Şüphesiz bunda inandırıcı işaretler vardır; ama çokları imana gelmiş değildir. ﴾67﴿ Şüphesiz rabbin, işte O, mutlak güçlüdür, engin merhamet sahibidir. ﴾68﴿ Onlara İbrâhim’in öyküsünü de anlat. ﴾69﴿ Hani o, babasına ve kavmine, “Neye tapıyorsunuz?” diye sormuştu. ﴾70﴿ “Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz” diye cevap verdiler. ﴾71﴿ İbrâhim, “Peki ama, dedi, dua ettiğinizde onlar sizi işitiyorlar mı? ﴾72﴿ Yahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı?” ﴾73﴿ “Hayır ama biz atalarımızı böyle yapar bulduk” dediler. ﴾74﴿ İbrâhim dedi ki: “İyi de sizin ve önceki atalarınızın neye taptığınızı hiç düşündünüz mü? ﴾75-76﴿ İyi bilin ki âlemlerin rabbi dışında taptıklarınız benim düşmanımdır; ﴾77﴿ O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir. ﴾78﴿ Beni yediren ve içirendir. ﴾79﴿ Hastalandığım zaman bana şifa verendir. ﴾80﴿ Canımı alacak olan, sonra beni yeniden diriltecek olandır. ﴾81﴿ Hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum yine O’dur. ﴾82﴿ Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat. ﴾83﴿ Arkadan gelecekler içinde iyilikle anılmayı bana nasip eyle! ﴾84﴿ Beni, naîm cennetine girenlerden eyle! ﴾85﴿ Babamı da bağışla; kuşkusuz o doğru yoldan sapanlardan oldu. ﴾86﴿ İnsanların diriltileceği gün ve Allah’a temiz bir kalple gelenler dışında malın da çocukların da fayda vermeyeceği gün beni mahcup etme!” ﴾87-89﴿ O gün cennet, takvâ sahiplerine yaklaştırılır. ﴾90﴿ Cehennem de küfre sapmış olanlara açıkça gösterilir. ﴾91﴿ Onlara, “Allah’ı bırakıp da taptıklarınız nerede? Size yardım edebiliyorlar veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?” denilir. ﴾92-93﴿ Artık onlar, o sapkınlar ve İblîs’in yandaşları toptan tepetaklak cehenneme atılırlar. ﴾94-95﴿ Orada onlar birbirleriyle çekişerek şöyle derler: ﴾96﴿ “Vallahi, biz sizi âlemlerin rabbi ile eşit tutarken gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz. ﴾97-98﴿ Bizi ancak o günaha batmış olanlar saptırdı. ﴾99﴿ Şimdi bizim ne şefaatçilerimiz var ne de samimi bir dostumuz. ﴾100-101﴿ Ah keşke bizim için bir dönüş daha olsa da müminlerden olsak!” ﴾102﴿ İşte bu anlatılanlarda elbet alınacak büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler. ﴾103﴿ Şüphesiz rabbin, işte O, mutlak güç ve engin merhamet sahibidir. ﴾104﴿ Nûh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar. ﴾105﴿ Kardeşleri Nûh onlara şöyle demişti: “İnkârdan sakınmayacak mısınız? ﴾106﴿ Bakınız ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. ﴾107﴿ Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. ﴾108﴿ Bunun için sizden bir karşılık beklemiyorum. Benim ecrimi vermek yalnız âlemlerin rabbine aittir. ﴾109﴿ Artık Allah’a isyandan sakının ve bana itaat edin.” ﴾110﴿ Şöyle cevap verdiler: “Seni toplumun en aşağı kesiminin izlediğini göre göre sana iman eder miyiz!” ﴾111﴿ Nûh dedi ki: “Onların vaktiyle ne yaptıklarını bilmem. ﴾112﴿ Onların hesabı ancak rabbime aittir. Düşünseydiniz bunu anlardınız! ﴾113﴿ Ben iman etmiş kimseleri kovacak değilim. ﴾114﴿ Ben sadece gerçekleri apaçık ortaya koyan bir uyarıcıyım.” ﴾115﴿ “Ey Nûh!” dediler, “Bu işten vazgeçmezsen, kesinlikle sen de taşlanacaksın!” ﴾116﴿ Nûh, “Rabbim!” dedi, “Kavmim beni yalancılıkla suçluyor. ﴾117﴿ Artık benimle onların arasındaki durumu sen hükmünle açıklığa kavuştur, beni ve beraberimdeki müminleri kurtar!” ﴾118﴿ Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri, o her şeyle dopdolu geminin içinde kurtardık. ﴾119﴿ Sonra geri kalanları da sulara gömdük. ﴾120﴿ Doğrusu anlayanlar için bu kıssada büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler. ﴾121﴿ Şüphesiz rabbin, işte O, mutlak güçlüdür, engin merhamet sahibidir. ﴾122﴿ Âd kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar. ﴾123﴿ Kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmıyor ­musunuz? ﴾124﴿ Ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. ﴾125﴿ Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. ﴾126﴿ Bunun için sizden bir karşılık beklemiyorum. Benim ecrimi vermek yalnız âlemlerin rabbine aittir. ﴾127﴿ Siz boş şeylerle uğraşarak her yüksek yere bir anıt mı dikersiniz? ﴾128﴿ Temelli kalacağınızı umarak mı büyük konaklar yaparsınız? ﴾129﴿ Gücünüzü hep zalim zorbalar gibi mi kullanırsınız? ﴾130﴿ Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin. ﴾131﴿ Bildiğiniz şeyleri size veren, size sürüler, oğullar, bağlar, pınarlar ihsan eden Allah’a karşı gelmekten sakının. ﴾132-134﴿ Doğrusu sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum.” ﴾135﴿ Şöyle cevap verdiler: “Sen öğüt versen de vermesen de bizce birdir.” ﴾136﴿ “Bu, öncekilerin tuttuğu yoldan başkası değildir. ﴾137﴿ Bu yüzden azaba uğratılacak da değiliz.” ﴾138﴿ Böylece onu yalancılıkla suçladılar; biz de onları helâk ettik. Doğrusu bu anlatılanlarda büyük bir ibret vardır ama çokları inanmazlar. ﴾139﴿ Şüphesiz rabbin, işte O, mutlak güç ve engin merhamet sahibidir. ﴾140﴿ Semûd kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı. ﴾141﴿ Kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? ﴾142﴿ Bakınız, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. ﴾143﴿ Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. ﴾144﴿ Bunun için sizden bir karşılık beklemiyorum. Benim ecrimi vermek yalnız âlemlerin rabbine aittir. ﴾145﴿ Siz burada, bahçelerin, pınarların içinde; ekinlerin, meyveleri uç vermiş hurma ağaçlarının arasında güven içinde bırakılacağınızı ve dağlardan ustaca evler oyup yapmaya devam edebileceğinizi mi sanıyorsunuz? ﴾146-149﴿ Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin. ﴾150﴿ Yeryüzünde düzeni bozan ama düzeltmeye yanaşmayan aşırıların istediklerini yapmayın.” ﴾151-152﴿ Dediler ki: “Kuşkusuz sen, kendisine büyü yapılmış birisin! ﴾153﴿ Sen de yalnızca bizim gibi bir insansın. Eğer doğru sözlü isen, haydi bize bir mûcize getir.” ﴾154﴿ Sâlih, “İşte (mûcize) bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa büyük bir günün azabı yakanıza yapışır” dedi. ﴾155-156﴿ Buna rağmen onlar deveyi kestiler, ama yaptıklarına pişman oldular; çünkü onları azap yakaladı. Doğrusu bunda büyük bir ders vardır ama çokları iman ­etmezler. ﴾157-158﴿ Şüphesiz rabbin, işte O, mutlak güç ve engin merhamet sahibidir. ﴾159﴿ Lût kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı. ﴾160﴿ Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? ﴾161﴿ Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. ﴾162﴿ Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. ﴾163﴿ Bunun için sizden karşılık beklemiyorum. Benim ecrimi vermek yalnız âlemlerin rabbine aittir. ﴾164﴿ Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da insanlar arasından erkeklerle mi beraber oluyorsunuz? Doğrusu siz haddini aşan bir kavimsiniz!” ﴾165-166﴿ “Ey Lût!” dediler, “Bu tutumundan vazgeçmezsen iyi bil ki sen de kovulacaksın!” ﴾167﴿ Lût, “Doğrusu ben bu yaptığınızdan dolayı sizden nefret ediyorum” dedi. ﴾168﴿ “Rabbim! Beni ve ailemi, bunların yapmakta olduklarının vebalinden kurtar” diye dua etti. ﴾169﴿ Bunun üzerine geride kalanlar arasındaki yaşlı kadın müstesna, onu ve bütün ailesini kurtardık. ﴾170-171﴿ Sonra diğerlerini helâk ettik. ﴾172﴿ Üzerlerine de görülmemiş bir yağmur yağdırdık, sonunda önceden uyarılmış olanların yağmuru korkunç oldu. ﴾173﴿ Elbet bunda büyük bir ibret vardır; fakat çokları iman etmezler. ﴾174﴿ Şüphesiz rabbin, işte O, mutlak güç ve engin merhamet sahibidir. ﴾175﴿ Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla suçladı. ﴾176﴿ Şuayb onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? ﴾177﴿ Bakınız ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. ﴾178﴿ Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. ﴾179﴿ Bunun için sizden bir karşılık beklemiyorum. Benim ecrimi vermek yalnız âlemlerin rabbine aittir. ﴾180﴿ Ölçüyü tam tutun, eksik verenlerden olmayın. ﴾181﴿ Doğru terazi ile tartın. ﴾182﴿ İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın, bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın. ﴾183﴿ Sizi ve önceki nesilleri yaratana saygılı olun.” ﴾184﴿ Şöyle cevap verdiler: “Sen, gerçekten büyü yapılmış birisin! ﴾185﴿ Sen de sadece bizim gibi bir beşersin. Biz senin kuşkusuz yalancılardan biri olduğuna inanıyoruz. ﴾186﴿ Eğer doğru sözlü isen, haydi üstümüze gökten azap yağdır.” ﴾187﴿ Şuayb, “Yaptıklarınızı en iyi bilen rabbimdir” dedi. ﴾188﴿ Onu yalancılıkla suçladılar, derken gölge gününün azabı üzerlerine çöküverdi. O gerçekten büyük bir günün azabıydı! ﴾189﴿ Doğrusu almak isteyenler için bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler. ﴾190﴿ Şüphesiz rabbin, işte O, mutlak güç ve engin merhamet sahibidir. ﴾191﴿ Şüphesiz bu Kur’an âlemlerin rabbi tarafından indirilmiştir. ﴾192﴿ Onu, senin kalbine uyarıcılardan olasın diye açık bir Arapça ile Rûhulemîn indirmiştir. ﴾193-195﴿ O Kur’an, şüphesiz öncekilerin kitaplarında da vardır. ﴾196﴿ İsrâiloğulları bilginlerinin bunu bilmesi onlar için bir delil değil midir? ﴾197﴿ Kur’an’ı Arap olmayanlardan birine indirseydik de onu onlara okusaydı, yine iman etmezlerdi. ﴾198-199﴿ Onu (inkârı) günahkârların zihinlerine böyle soktuk. ﴾200﴿ Onlar, sonunda can yakıcı azabı görünceye kadar ona iman etmezler. ﴾201﴿ O azap farkında olmadan kendilerine ansızın geliverir. ﴾202﴿ Sonra, “Bize yeni bir süre verilir mi acaba?” diyecekler. ﴾203﴿ O halde (şimdi gelsin diyerek) azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar? ﴾204﴿ Ne dersin? Biz onları yıllarca nimetlerden faydalandırmışsak, sonra da kendilerine vaad edilen azap başlarına gelmişse! ﴾205-206﴿ Senelerce yararlandırıldıkları nimetler onlara ne fayda sağlamıştır? ﴾207﴿ Kaldı ki biz, öğüt vermek üzere uyarıcılar göndermeden hiçbir ülke halkını yok etmemişizdir. Biz zalim değiliz. ﴾208-209﴿ Onu (ilâhî öğüdü) şeytanlar indirmedi. Bu onların yapacağı iş değildir, zaten buna güçleri de yetmez. ﴾210-211﴿ Şüphesiz onlar, vahyi işitmekten kesinlikle uzak tutulmuşlardır. ﴾212﴿ O halde sakın Allah ile birlikte başka tanrıya kulluk edip yalvarma, sonra cezaya çarptırılanlardan olursun! ﴾213﴿ Yakın akrabanı da uyar. ﴾214﴿ Sana uyan müminlere kol kanat ger. ﴾215﴿ Şayet sana karşı gelirlerse de ki: “Ben sizin yaptıklarınızdan kesinlikle uzağım.” ﴾216﴿ Sen, O, mutlak güçlü ve engin merhamet sahibi olan, huzurunda durduğun ve secde edenler içinde halden hale girdiğin zaman seni gören Allah’a güvenip dayan. ﴾217-219﴿ Her şeyi işiten, bilen O’dur. ﴾220﴿ Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? ﴾221﴿ Onlar günaha, iftiraya düşkün olan herkese inerler (onlara kötülüğü telkin ederler). ﴾222﴿ Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler, çoğu da yalancıdır. ﴾223﴿ Şairlere gelince, onlara da yoldan sapanlar uyar. ﴾224﴿ Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmez misin? ﴾225-226﴿ Ancak iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar, Allah’ı çokça ananlar ve haksızlığa uğratıldıktan sonra kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, neye nasıl dönüşeceklerini (başlarına nelerin geleceğini) yakında görecekler. ﴾227﴿

NEML SÛRESİ

Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla

Tâ-sîn. Bunlar Kur’an’ın, gerçekleri açıklayan kitabın âyetleridir; ﴾1﴿ Namazı kılan, zekâtı veren ve âhirete kesin bir şekilde iman eden müminler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir. ﴾2-3﴿ Âhirete inanmayanların yapıp ettiklerini şüphesiz kendilerine güzel göstermiş olduk; bu yüzden şuursuzca eğlenip dururlar. ﴾4﴿ İşte en ağır cezayı hak edenler bunlardır; âhirette en çok ziyana uğrayacak olanlar da yine bunlardır. ﴾5﴿ Şüphesiz ki bu Kur’an sana ilim ve hikmet sahibi Allah tarafından verilmektedir. ﴾6﴿ Bir zamanlar Mûsâ, ailesine, “(Şu uzakta) bir ateş bulunduğunu farkettim. Size oradan bir haber ya da ısınmanız için ondan bir parça kor getireceğim” demişti. ﴾7﴿ Oraya geldiğinde ona şöyle seslenildi: “Ateşin yanındaki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin rabbi olan Allah, her türlü noksanlıktan uzaktır!” ﴾8﴿ “Ey Mûsâ! Şüphesiz ben mutlak galip ve hikmet sahibi olan Allahım! ﴾9﴿ Asânı yere at!” Mûsâ atıp da onu yılan gibi kımıldanır görünce arkasına bakmadan dönüp kaçtı. (Allah buyurdu ki:) “Ey Mûsâ! Korkma, benim huzurumda peygamberler korkmaz; ﴾10﴿ Ancak haksızlığa sapan korkar; o da işlediği bir kötülük yerine bir iyilik ederse bilsin ki ben çok bağışlayıcıyım, çok merhametliyim. ﴾11﴿ Şimdi elini koynuna sok da kusursuz bembeyaz olarak çıksın. Dokuz mûcize ile Firavun ve kavmine git. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavim oldular.” ﴾12﴿ Mûcizelerimiz onların gözleri önüne serilince, “Bu, düpedüz bir sihirdir” dediler. ﴾13﴿ Mûcizeleri açık ve kesin olarak görüp idrak ettikleri halde zulüm ve kibirlerinden ötürü onları inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak! ﴾14﴿ Şüphesiz biz Dâvûd’a ve Süleyman’a da bir ilim verdik. “Bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a hamdolsun!” dediler. ﴾15﴿ Süleyman Dâvûd’un yerine geçti. Dedi ki: “Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden gerektiği kadar verildi. Doğrusu bu apaçık bir lutuftur.” ﴾16﴿ Bir zaman cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları Süleyman’ın emrinde toplanmış, birlikte sevk ve idare ediliyordu. ﴾17﴿ Nihayet Karınca vadisine geldiklerinde, bir karınca şöyle dedi: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; aman, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!” ﴾18﴿ Onun bu sözünden dolayı Süleyman neşeyle gülümsedi ve “Ey rabbim!” dedi, “Gerek bana gerekse anne babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler yapmaya beni muvaffak kıl. Rahmetinle beni iyi kullarının arasına kat!” ﴾19﴿ Süleyman kuşları gözden geçirdi ve “Hüdhüdü niçin göremiyorum; yoksa kayıplara mı karıştı?” diye sordu. ﴾20﴿ “Ya bana açık bir gerekçe getirir veya onu şiddetle cezalandırırım ya da onu ­boğazlarım!” ﴾21﴿ Çok geçmeden hüdhüd gelip dedi ki: “Ben, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe’ halkından sana kesin bir bilgi getirdim.” ﴾22﴿ “Onları bir kadın hükümdarın yönettiğini gördüm; kendisine her imkân verilmiş; bir de muhteşem tahtı var. ﴾23﴿ Ancak onun ve halkının Allah’ı bırakıp güneşe taptıklarını da gördüm. Şeytan onlara yaptıklarını güzel göstermiş, böylece onları yoldan alıkoymuş; bu yüzden doğru yolu bulamıyorlar. ﴾24﴿ (Şeytan bunu) göklerde ve yerde gizli olanı açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah’a secde etmesinler, diye yapmış. ﴾25﴿ Oysa büyük arşın sahibi olan Allah’tan başka tanrı yoktur.” ﴾26﴿ Süleyman da, “Doğru mu söylüyorsun yoksa yalancılardan biri misin, göreceğiz. ﴾27﴿ Şu mektubumu götür, önlerine bırak, sonra onların yanından çekil de ne sonuca varacaklarına bak.” ﴾28﴿ Sebe melikesi (adamlarına) şöyle dedi: “Beyler! Bana çok önemli bir mektup gönderilmiş! ﴾29﴿ Mektup Süleyman’dan gelmekte, rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla ­başlamaktadır; ﴾30﴿ ‘Bana üstünlük taslamayın, gelip bana teslim olun’ denilmektedir.” ﴾31﴿ Kraliçe şöyle dedi: “Efendiler! İçinde bulunduğum durum hakkında bana görüşünüzü açıklayın. Sizin görüşünüzü almadan asla bir işe kesin karar vermem.” ﴾32﴿ Şu cevabı verdiler: “Biz güçlüyüz, zorlu savaşçılarız, yine de yetki senindir; artık ne buyuracağını sen düşün.” ﴾33﴿ Kraliçe şöyle dedi: “Krallar bir ülkeye girdiler mi, oranın altını üstüne getirirler ve halkının ulularını aşağılanmış duruma düşürürler. Bunlar da öyle yapacaklardır. ﴾34﴿ Ben bunlara bir hediye göndereceğim, sonra bakacağım elçiler ne ile dönecekler?” ﴾35﴿ (Elçiler) Süleyman’a geldiğinde o şöyle dedi: “Siz bana mal yardımı mı yapıyorsunuz? Allah’ın bana verdiği size verdiğinden daha değerlidir. Hayır, hayır! Bu hediyenizle ancak sizin gibiler sevinir. ﴾36﴿ (Ey elçi!) Onlara dön; iyi bilsinler ki asla karşı koyamayacakları ordularla üzerlerine gelir, muhakkak surette onları yenilmiş ve küçük düşürülmüş olarak oradan çıkarırız!” ﴾37﴿ (Danışmanlarına dönerek) “Beyler! Onlar boyun eğerek bana gelmeden önce hanginiz o kraliçenin tahtını bana getirebilirsiniz?” diye sordu. ﴾38﴿ Cinlerden bir ifrit, “Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter, ben güvenilir biriyim” dedi. ﴾39﴿ (Bu konuya dair) kitaptan bir bilgisi olan ise, “Ben onu sen göz açıp kapayıncaya kadar getiririm” diye cevap verdi. Süleyman, tahtı yanı başına yerleşmiş olarak görünce şöyle dedi: “Bu, şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan rabbimin bir lutfudur. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, kerem sahibidir.” ﴾40﴿ “Onun tahtını tanıyamayacağı bir hale getirin; bakalım gerçeği anlayacak mı yoksa anlamayanlardan mı olacak?” dedi. ﴾41﴿ Kraliçe geldiğinde, “Senin tahtın da böyle mi?” diye soruldu. “Tıpkı o!” dedi ve ekledi: “Biz bundan önce hakkınızda bilgi sahibi olmuş ve çağrınıza boyun eğmiştik.” ﴾42﴿ Onu, daha önce Allah’tan başka taptığı şeyler saptırmıştı. Çünkü o inkârcı bir kavimdendi. ﴾43﴿ Ona, “Köşke gir” denildi. Kraliçe salonu görünce, onu oraya toplanmış su sandı ve eteğini topladı. Süleyman, “Bu, billûrdan yapılmış bir köşkün şeffaf zeminidir” diye uyardı. Kraliçe, “Rabbim, ben gerçekten kendime zulmetmişim! Artık Süleyman’la beraber âlemlerin rabbi olan Allah’a teslim oldum” dedi. ﴾44﴿ Semûd kavmine, “Allah’a kulluk edin” demesi için kardeşleri Sâlih’i gönderdik. Ama hemen birbiriyle çekişen iki grup oluverdiler. ﴾45﴿ Sâlih, “Ey kavmim!” dedi, “İyilik dururken niçin kötülüğe koşuyorsunuz; size merhamet edilmesi için Allah’tan bağışlanmayı dileseniz olmaz mı?” ﴾46﴿ Şöyle cevap verdiler: “Sen ve beraberindekiler bize uğursuz geldiniz.” Sâlih, “Başınıza gelenler Allah katındandır. Doğrusu siz imtihana çekilen bir topluluksunuz” dedi. ﴾47﴿ O şehirde dokuz elebaşı vardı; bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyor, iyileştirme ve düzeltme cihetine gitmiyorlardı. ﴾48﴿ Allah’a and içerek aralarında şöyle konuştular: “Gece baskınıyla onu ve ailesini öldürelim, sonra velisine, ‘Biz Sâlih ailesinin öldürülmesi sırasında orada değildik, gerçekten doğru söylüyoruz’ diyelim.” ﴾49﴿ Onlar böyle bir tuzak kurdular, biz de kendileri farkında olmadan bir plan kurduk. ﴾50﴿ Bak işte tuzaklarının sonu ne oldu: Onları da kavimlerini de (nasıl) toptan helâk ettik! ﴾51﴿ İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş evleri! Anlayan bir kavim için elbette bunda ibret vardır. ﴾52﴿ İman edip Allah’a karşı gelmekten sakınanları ise o felâketten kurtardık. ﴾53﴿ Lût’u da hatırla! O kavmine, “Göz göre göre hâlâ o hayâsızlığı yapacak mısınız? Gerçekten siz kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere mi yöneliyorsunuz? Doğrusu siz değerleri bilmeyen bir topluluksunuz” demişti. ﴾54-55﴿

Editör: Akif Arslan