Neden Eskilere Gidiyoruz, Bir Anlayabilsek…
AKİF ARSLAN yazıyor
İşimiz yok ya…
Ama insanın canı yanınca, kafası da susmuyor. Her elektrik kesintisi, her kar yağışı, bizi alıp götürüyor eskilere. Hem de istemeden.
Yıllar önceydi… Kıbrıs Meydanı’nda, İş Bankası’nın oralarda bir elektrik trafosu vardı. Yağmur biraz şiddetlendi mi, rüzgâr yön mü değiştirdi mi, elektrikler giderdi. Ne şaşırırdık ne de isyan ederdik. Çünkü şartlar buydu, imkânlar sınırlıydı, beklenti düşüktü.
O zamanlar sokak lambası da bugünkü gibi her köşe başında yoktu. Karanlık, hayatın doğal bir parçasıydı. Evlerde gaz yağıyla yanan lambalar vardı. İspirtolu, gömlekli “lüks” ise ayrı bir âlemdi. Her akşam yakılmazdı; misafir gelince çıkarılırdı ortaya. Işığın bile bir edebi, bir haysiyeti vardı.
Şimdi gel de bugüne bak…
Aradan kaç yıl geçti sayan var mı?
Teknoloji çağ atladı deniyor, sistemler yenilendi deniyor, yatırımlar yapıldı deniyor.
Ama kar yağınca…
Rüzgâr sert esince…
Elektrik yine yok.
Bugün Perşembe. Meteoroloji kar uyarısı yapmış. Kar da yağıyor zaten. Saat 13.00–14.00 arası… Ve elektrikler kesik.
186’yı arıyorsun; karşında ne bir muhatap var ne bir sorumluluk hissi. Aynı bant kaydı:
“Arıza kaynaklı kesinti yaşanıyor. Tahmini saat 15.00’te enerji verilecektir.”
Tahmin…
Hep tahmin.
Eskiden gaz lambasıyla otururduk ama neyle karşılaşacağımızı bilirdik. Şimdi karanlıktayız ama belirsizlik içinde.
Eskiden yokluk vardı ama mazeret yoktu.
Bugün her şey var ama hesap veren yok.
Asıl soru şu:
Biz gerçekten ilerledik mi, yoksa sadece vitrini mi büyüttük?
Karanlık artık sokakta değil belki ama yönetim anlayışında hâlâ capcanlı duruyor.
Ve insan, her kesintide aynı yere dönüyor:
Eskilere…
Çünkü bazı şeyler ne kadar yenilenirse yenilensin, zihniyet yerinde sayıyorsa sonuç hep aynı oluyor.